Kıyamet Gerçekliği Külliyatı Tüm Kitap Marketlerde

YAZAR Hakkında

Yazar hakkında


BİYOGRAFİ

 Yazar ve Çalışmaları Hakkında

Kısa Tarihçe-i Hayat

(Eski Murat -Eğitim ve Telif- Dönemi-1976-2006)

 

{M. Ukray, 2011}

TÜM DİNLERİN BİRLİĞİ, BAŞLANGIÇTA ALLAH'IN VAHYİDİR..

21. ASRIN KUR'ANİ TEVHİD MEKANİZMASIDIR & "KIYAMET GERÇEKLİĞİ KÜLLİYATI" 130 PARÇA ESERİYLE, HZ. İSA MESİH ALEYHİSSELAMIN İKİNCİ GELİŞİNİN ZEMİN HAZIRLIĞIDIR..

Murat   UHRAYOĞLU

  (  ١٧   ﺁﻏﻭﺻﻂﻭﺺ       ١٩٧٦  , ﻫﺠﺮﻱ  ١٣٩٦  ﺇﺴﺗﺂﻧﺑﻭﻞ  )

Murat UHRAYOĞLU isimli yazar, 17 Ağustos 1976 tarihinde İSTANBUL'da doğdu. 1979 yılında 3 yaşında anne ve babasının ayrılmasıyla süt annesinin yanına verilerek 8 yaşına kadar onun gözetiminde kaldı. Daha sonraki 23 yıllık hayatını ise, kendi doğumundan bir hafta sonra felç gelen babaannesinin gözetiminde İstanbul Cerrahpaşa semtinde ve daha sonra da ikitelli köyüne sürekli yerleşmek üzere geçirdi ve aynı zamanda bu dönemde onun bakımını da üstlendi. Çoğu sıkıntılı geçen bu 30 yıllık dönem boyunca İlk ilmi tahsilini ve istidadını ondan aldı. İlk, Orta ve Lise öğrenimini İstanbul'da tamamladı. Daha sonra YILDIZ TEKNİK Üniversitesi ELEKTRONİK Mühendisliği Bölümünde ve  aynı Üniversitenin FEN BİLİMLERİ Enstitüsünde Yüksek Lisans öğrenimi gördü.  Yazar, Üniversite yıllarında, tarihte bir ilim adamı tarafından yapılan hiçbir çalışmanın tek yönlü olamayacağını görmüş ve bunun sonucunda, kalıcı olan eserlere baktığında ise, bunların din bilimlerinin yanı sıra diğer bütün pozitif bilimlerde de derin bir bilgi, araştırmaya dayalı bir ihtisas ve kuvvetli bir önsezi gerektirdiğini farketmiştir. Akademik eğitim, bir dereceye kadar bu bilgiyi ve araştırmaya dayalı ihtisas yöntemlerini vermektedir. Fakat bütün bu bilgi yığınlarını, gerçeği ortaya çıkaracak şekilde bir araştırma yöntemini ve bunu sağlayacak olan önsezi yeteneğini ne yazık ki verememektedir. Dolayısıyla yıllarca süren yoğun ve çoğunlukla ezbere ve hiç araştırmadan öğrenilen bilgilere dayalı ve gerçeğin ta kendisi olduğu sanılarak yapılan bir eğitim, hayatın ilerleyen dönemlerinde öğrencinin zihninde bir bilgi yığını olarak kalmakta ve bu bilgi yığınının içerisinden doğru ve işine yarayan bilgileri çıkartmakta zorlanmaktadır. Fakat bir zamanlar, bu önsezi ve araştırma yeteneğini kazandıran eğitim kurumları vardı ve bunlar pozitif bilimlerin yanı sıra din bilimlerini de öğreten günümüzün Yüksek İslâm Enstitülerine biraz benzeyen Medreseler’di. Bu kurumlarda Tarikat ve Ma’rifetullah yoluyla hem Allah’ı, hem Peygamberler’i ve hem de dinin diğer incelikli detaylarını oluşturan onlarca Dinî İlim dalıyla birlikte Pozitif Bilimlerin diğer dalları olan Fizik, Kimya, Biyoloji, Tıp, Astronomi, Felsefe, Tarih ve Coğrafya gibi ve benzeri  pek  çok  bilim  dalı bir arada okutuluyordu. Dolayısıyla burada uzun yıllar eğitim alarak  mezun olan bir talebe, istediği ilmî sonuçlara kısa sürede ulaşabiliyordu, yani ilim yapmaya hemen başlayabiliyordu. Fakat bu şekilde Din-Bilim işbirliği içerisinde yürütülen eğitim sistemi 1850’li yıllarda Mustafa Reşİt Paşa tarafından Gülhane’de yayınlanan ve halka okunan Tanzİmat FermanI’yla birlikte Medreseler’deki pozitif bilimler kaldırıldı ve bunun sonucunda da Hakikî  âlim olan din bilginlerinin sayısı hızla azaldı ve bu durum günümüze kadar da devam etti. Günümüzdeki eğitim sistemi ise, tamamıyla BatI’nın etkisi altındadır. Dolayısıyla, İslâm’a ve kendi kültürümüze oldukça uzaktır. Eğer önümüzdeki süreç içerisinde bu eğitim sistemini değiştirmezsek, kendi öz kültürümüzün, tamamıyla Batı’nın etkisi altına girmesi içten bile değildir. Bundan dolayı, günümüzde Üniversitelerde verilen akademik eğitimle mezun olan bir öğrenci, bırakın hem dinî ve pozitif bilimlerin çok iyi bilinmesini ve her branşında ihtisaslaşmasını gerektirecek ilim yapmayı, mezun olduğu bilim kolunda ve branşında bile tam olarak yeterli bir bilgi birikimine sahip olamamaktadır ve bunun sonucunda da kendisinden beklenen yüksek ilmî değerleri ve Bilim sahasında yenilik getirecek önemli buluşları üretmekte zorlanmaktadır. Bu yüzden İslâm Dünyası, Batı Dünyasındaki yeniliklere ve ilerlemelere ayak uyduramadı ve Modern Bilimin ve Teknolojinin yaklaşık 200 yıl gerisinde kaldı  ve  bunun  sonucunda  da,  son  zamanlarda  Türkiye’den çıkan birkaç büyük bilim adamı dışında, zamanımızda çok ihtiyaç duyulan pozitif bilim dallarında öncü  bilim adamları yetiştirilemedi. Bu durum pozitif bilim dallarının hemen hemen tüm branşlarında geçerli olduğu gibi, bunlardan çok daha geniş kapsamlı olan din sahasında da böyledir. Dolayısıyla Din sahasında da Din-Bilim işbirliğini ve Mekanizmasını çözümlemeden ve tüm bu branşların hepsinde birden uzmanlaşmadan Din sahasında etkin ve genel geçerli bir eser ortaya koymak mümkün olamadı. Dolayısıyla son zamanlarda Kur’ân’ı Tefsir başlığı altında yapılan ilmî çalışmalara baktığımızda tüm bu çalışmaların ilâhî mesajın manasına yönelik çalışmalar ve bir nevî Meal’ler olduğunu ve günümüz teknolojisinin ve pozitif bilimlerin oldukça ilerlemiş olan ilmî sonuçlarını içerecek şekilde olmadığını ve bir derece yüzeysel kaldıklarını görürüz.

Fakat günümüz şartlarında, yapılacak olan manevî ve tahkikî bir tefsirin mutlaka pozitif bilimlerin bu yönlerini de içermesi elzemdir. Çünkü son zamanlarda yapılan araştırmaların bir çoğu, pozitif bilimler vasıtasıyla Kur’ân’ın İ’cazına, yani  Mu’cizevî bir Semavî Kitap olduğu görüşüne yöneliktir ve tüm bu ilmî çalışmaların sonuçları Fizik, Matematik, Astronomi ve diğer pozitif bilim dalları vasıtasıyla Kur’ân’da geçen bir kısım Müteşabih âyetlerin yorumlarına yöneliktir. Dolayısıyla bu nevî bir tefsir tüm bu ilmî sonuçları da içerecek ve insanları, bir nevî derin bir anlayış gerektiren meseleleri tahkik etmeye ve gerçeği araştırmaya yönlendirecektir. İşte bu da  İman-ı  tahkikiye  giden  yol  olup, yaşadığımız bu asır için Allah’ın takdir ettiği bir Din Metodolojisidir. Bu metodoloji saplantılı ve bağnaz dinî görüşlere yer vermez, hurafelerden ve bid’atlardan arınmıştır, taklitçiliği değil tahkikçiliği emreder, Kur’ân’ın Muhkem âyetleriyle belirlenmiş olan Şeriat’ın aslını korumakla beraber; Müteşâbih âyetlerle sınırları tam olarak belirlenmemiş olan Gayb bilgisini de araştırmalarla ortaya koyar. Asrımızın getirdiği tüm yenilikleri ve teknik  imkanları da kullanır. İlm-i Usûlce bilindiği gibi İman-ı Tahkikî’nin, Zahirî ve Batınî olmak üzere iki kutbu vardır. Fakat çağımızda Zahirî kutuptan yaklaşarak İman-ı Tahkikî’ye ulaşmak çok zordur ve çok yüksek düzeyde bir Matematik ve Fizik Bilgisi gerektirir ki bazı Batılı Müslüman Bilim adamlarını İslâm’ı seçmeye yönlendiren bu metoddur. Çünkü yaşadığımız bu Modern asırdaki şartlar, İman-ı Tahkikînin Zahirî kutbuna ulaşmak için yüksek düzeyli araştırmaları ve Âhiret âlemlerini Aynelyakîn ve Hakkalyakîn bir surette müşahede edebilebilmesi için, çok yüksek düzeyde bir Matematik, Fizik ve Astronomi bilgisini gerektirir.  Bununla birlikte Batınî kutbu, daha az teorik bilgi ve deneyim ister. Fakat bununla beraber hakikatin müşahede edilebilmesi için Keskin ve Gaybî bir görüş gücünü ve Cifir ilminin sırlarını bilmeyi gerektirir. Dolayısıyla her iki metodolojik yöntem de Âlim olma yoluna götürür ve ilk adımın atılmasına sebep olur ki, Dinde Tecdid yapılması için bu ilmî mertebeye ulaşmak elzemdir. Böylece Üniversiteyi bitirip, bir  bilim  dalının  sadece  tek  branşında  bile   tam  bir yeterliliği olamayan bir kişi, bu çeşit bir ilmî yöntem izlerse pozitif bilim dallarının ve dinî ilimlerin diğer kapalı yönlerini de görmeye başlar ve bu metodolojik yöntemle artık âlim olma yolunda bir adım atmış olur. Böylece diğer bilim dallarında ihtisaslaşmış uzman kişilerin o branşta göremediği ve ulaşamadığı yepyeni sonuçlara ulaşmaya başlar ki, bu aşamada bile pek çok bilinmeyenle ve problemlerle karşılaşılması doğaldır. İşte bu noktada ilâhî bir önsezi ve Allah’ın yardımı gereklidir. Kişi eğer bu konuda gayretli ise, sonunda mutlaka bunu da elde edecek ve artık Gayb’ın bilgisi ve anahtarı ona sunulacak ve böylece bütün kapalı kapılar açılacaktır. İşte ancak bu şekilde oluşturulacak olan eserler ve ilmî çalışmalar, içinde bulunduğumuz ve âhir zaman olarak nitelenen zamanda gelişecek olan olaylara, problemlere ve dinî meselelere akılcı bir çözüm getirerek, kainatın yaratıcısını ilân ve ispat ederek dinde bir yenilenme ve tecdid yaparak onu aslî unsurlarına geri döndürebilir ve ancak bu şekilde dindeki dejenerasyonu önler. DolayIsIyla dİnî sahada tecdid yapIlmasI İçİn, pozİtİf bİlİmlerin geleneksel kanunlarInIn dİn çerçevesİnde ve Kur’ân eksenİnde yenİden belİrlenmesİ gerekİr. Bu pozİtİf bİlİm dallarIndan bazIlarI: Matematİk, Fİzİk, Kİmya, Bİyolojİ, Astronomİ, Edebİyat, Tarİh, Coğrafya, Arkeolojİ, Felsefe, Ekonomİ, Sosyolojİ  gibi v.b. olarak sayılabilir.  Bütün bu bilim  dallarının  her  birisinde ayrı ayrı derinleşmek ve en sonunda da tez niteliğinde olan ve geçerliliği olan bir sonuçlar bütünü çıkarmak ise, çok daha zor ve ancak bir âlimin yapabileceği bir iştir.

Yazar, bu yöndeki manevî mücadelesine ve ilk çalışmalarına Üniversite’yi bitirmek üzere olduğu, ve artık 20. yüzyılın bitmek üzere olduğu 1998-1999 yılları arasında, bir arkadaşı vasıtasıyla tanıdığı ve 12. yüzyılın Müceddidi olduğunu sonradan öğrendiği bir zâtla ve O’nun kendisi üzerinde büyük bir etki bırakan ve çok dikkatini çeken eserleriyle ve öğretisiyle tanışır. Bu şahıs, 12. asrın Müceddidi Mevlanâ Halidî Bağdadî’dir ve O’nun yazmış olduğu eser de, yukarıda sayılan tüm bu bilim dallarındaki ilmî sonuçların üst düzey bilgisini içeren Kapalı Devre Yayınları  ve Risâleler şeklinde yazılmış olan HIzIr Tezkİrelerİ’dir. Yine aynı şekilde, 13. asrın Müceddi olan BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ'nin de yaklaşık 100 senelik bir farka tevafuk eden zamanlarda yine aynı yerde, yani o günkü YILDIZ SARAYI'nda II. ABDÜLHAMİD tahttayken aynı yerde MANEVİ mücadelesine başladığını tarihçe-i hayatından öğrenir. Daha sonraki yıllarda ise, kendi tarihçe-i hayatı ile Üstad Said Nursi’nin Tarihçe-i Hayatı karşılaştırıldığında benzeşen bazı diğer ilginç tevafukların da bulunduğunu fark eder.

KIYAMET GERÇEKLİĞİ NEDİR? Öğrenmek için yukarıdaki videoyu izleyin..

 

KIYAMET GERÇEKLİĞİ KÜLLİYATI -II {Yasin 1-6 Sırrı, Kuran tilaveti eşliğinde Müellifin kendi sesinden.}

Aşağıda, bu ilginç tevafuklardan önemli bir kısmına işaret eden ve kendi hayatından olduğu kadar; dünyadaki ve türkiyedeki bazı önemli gelişmelerden de kesitler sunan 20 tanesi, tarihsel kronolojiye göre tablo halinde özet olarak verilmektedir:

 


MUHAKEMAT


(KARŞILAŞTIRMALAR)

 

 

(100’er sene farkla gerçekleşen önemli bir kısım tevafukattır)haşiye1

ÜSTAD SAİD NURSİ (1876-1960)

KISACA TARİHÇE-İ HAYATIM (1976-2060)

İsmi:   ﻧﻮﺭﺴﻲ ﺴﻌﻳﺩ   (9 harf)

 

Ebced değeri: 750

İsmi:  ﺍﺧﺭﺍﻱ ﻣﺭﺍﺩ   (9 harf)

 

Ebced değeri: 1476

Doğum Tarihi:

 

Hicri 1293, Miladi 1876

 

Doğum Tarihi:

 

Hicri 1396, Miladi 1976 (17 Ağustos)

Doğum Yeri:

 

Bitlis’in, Hizan kazasına bağlı İsparit nahiyesindeki Nurs köyü’nde Isparta’dan göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak doğdu.

 

Doğum Yeri:

 

İstanbul’un, Fatih ilçesine bağlı Süleymaniye semti’nde Kafkasya’dan göç etmiş bir ailenin tek çocuğu olarak doğdu.

 

Anne İsmi: Nuriye

Anne İsmi: Aynur

Baba İsmi: Mirza

Baba İsmi: Muzaffer

Baba Mesleği: Çiftçi, Rençber

Baba Mesleği: Çiftçi, Marangoz

Soyadında,  (NUR), Ziya, Işık, Parlama anlamları var. Yani 13. asırda kendi kendine ilmini tahsil eder, nurlanmaya ve aydınlanmaya başlar anlamı var. Ayrıca bu isimde, Elektrik ve ampulün icadı ile  Risale-i Nur’un ortaya çıkışının işaretleri var.

Soyadında, (AHİR), Zamanın sonu, Dünyanın kıyametten önceki son dönemleri ve evresi (ALTINÇAĞ) anlamları var. Yani 14. asırda kendi kendine ilmini tahsil eder, nurlanır; nurunu tamamlar ve sona erer anlamı var. Ayrıca bu isimde, Elektronik çağ, Bilgisayar ve İnternetin icadı ile Kıyamet Gerçekliği’nin ortaya çıkışının işaretleri var.

Büyük Eseri: Risale-i Nur Külliyatı

 

{ ﻟﺖ ﺭﺴ}

 

Ebced değeri:  999

Büyük Eseri: Kıyamet Gerçekliği Külliyatı

 

{ﻗﻰﻳﺂﻤﻪﺓ  ﮔﻪﺮﭽﻪﮐﻟﻳﻐﻲ}

 

Ebced değeri:  1476

Eserin te’lif edilmeye başlandığı tarihler:

 

Miladi 1906-1911

 

Çağın önemli meselelerine çözüm getirmek için yazılan küçük risaleler şeklindeki eserler.

Eserin te’lif edilmeye başlandığı tarihler:

 

Miladi 2006-2011

 

Çağın önemli meselelerine ve problemlerine çözüm getirmek için yazılan parça parça küçük kitapçıklar şeklindeki eserler.

Eserlerin başlangıcı ve mukaddimesini oluşturan eser:

 

İşaratu-l  İ’caz (1908)

 

Anlamı: Mucizeye İşaretler, yani ileride yazılacak olan ve Kur’an’ın mucizevi bir kitap olduğunu isbatlayacak ve Kur’an’ın edebi, ilmi ve pozitif bilimler yönünden üstün bir kitap olduğunu müjdeleyecek olan geniş eserler bütünü.

Eserlerin başlangıcı ve mukaddimesini oluşturan eser:

 

İşaratu-l  İseviyye (2008)

 

Anlamı: İsevilik İşaretleri, yani ileride gelecek olan ve Kur’an’ın mucizevi bir kitap olduğunu isbatlayacak olan Hz. İsa’nın müjdeleyicisi olan geniş eserler bütünü.

İlk tahsiline başladığı tarih:

 

Hicri 1300, Miladi 1883

İlk tahsiline başladığı tarih:

 

Hicri 1403, Miladi 1983

Medresede tartışıp ve sorulan her suale doğru cevap verdiği için bunu kıskanan talebelerle kavga ettiği tarih:

 

Hicri 1306, Miladi 1889

İlköğrenimi sırasında tartıştığı ve talebelerle kavga ettiği tarih (Bu da, aynen 100 senelik bir farkla vuku bulmuştur ki, o da şöyle olmuştur kısaca anlatayım: İlkokul 5. sınıfa geldiğinde 12 yaşında iken ilmen zekası birdenbire parlamış ve o yıl yaz tatilinde 3 ay gibi kısa bir süre içerisinde inzivaya çekilip, az bir kaynaktan tahsil ettiği ilim ile sınıftaki bütün talebeleri, hoca da dahil ilzam edip, kendisine yöneltilen tüm pozitif bilim dallarına ait (astronomi, coğrafya, edebiyat, tarih ve genel kültür üzerine) suallerin cevaplarını, yaşından beklenmeyecek bir tarzda cevap vererek açıklamış ve bu duruma hayret eden okul müdürü tarafından üst üste verilen takdir belgeleriyle, daha önce ortalaması düşük bir öğrenci iken taltif edilip, okul birinciliğine ve sınıf başkanlığına yükselmiştir. Bunu kıskanan bir grup öğrenci ise (ilginçtir ki, yine onlar da doğu kökenli olup, memleketleri üstadın yakın çevresindeki illerden olan arkadaşlardır), bu durumu kıskanıp üzerine hücum etmişlerdir. Bu arada, o arkadaşlara bir selam göndereyim (isimlerini vermedim bana gücenip kırılmasınlar, şimdilik onlara hakkımı helal ettim!).

 

Hicri 1409, Miladi 1989

 

Kur’an ilimleri ve ilk Arabi ilimlerin tahsiline başlangıç tarihi:

 

Hicri 1309, Miladi 1892

Kur’an ilimleri ve ilk Arabi ilimlerin tahsiline başlangıç tarihi:

 

Hicri 1412, Miladi 1992

İlk ilmi tahsiline başladığı sıradaki hocasının ismi ve ders aldığı dönemler:

 

Molla Muhammed EMİN Efendi

 

Miladi (1883-1886)

İlk ilmi tahsiline başladığı sıradaki hocasının ismi ve ders aldığı dönemler:

 

Mehmet EMİN Hoca Efendi

 

Miladi (1983-1986)

İlk ciddi ilmi tahsiline başladığı tarih: 1891

 

Erzurum’un Doğubayazıt kazasında Şeyh Mehmet Celali Efendi medresesine geldi. Buradaki 3 aylık eğitimi, hayatının en önemli tahsilinin temelini oluşturdu.

İlk ciddi ilmi tahsiline başladığı tarih: 1991

 

İstanbul’un Bayazıt semtinde, M. Fethullah Gülen Hoca Efendi tarafından türkiyede ilk defa kurulmaya başlayan Fırat Kültür Merkezindeki (FEM) dersanede ilk ciddi ilmi tahsiline ait eğitiminin temelini oluşturacak çalışmalara başladı. Tahsil hayatında çok önemli bir yeri olan Risale-i Nur’la ilk kez burada tanıştı.

Alimler münazara yapmak ve ilmi tartışmalara katılmak için Cizre ve Siirt’e gitti. Burada pek çok alimi ilzam etti.

 

Miladi 1895

Üniversiteye (Darülfünun) girdi. Derslerde hocalarla, pozitif bilimlere ait vukufiyeti henüz çok fazla olmamasına rağmen, tartışabilecek seviyede ilmi münazaralar yapmaya başladı. Pek çok ilmi meselede, pek çok talebenin cesaret bile edemediği bir dönemde, batıdaki örneklerine alternatif olabilecek seviyede islami çözüm önerileri sundu (özellikle matematik, fizik, kimya, biyoloji, felsefe, iletişim, sosyoloji ve kendi branşı olan elektronik konularında).

 

Miladi 1995

Dini ilimlerin yanında Fen bilimlerini de tahsil etmeye başladı. Bu yüzen Van uleması kendisine “Bediüzzaman” lakabını verdi.

 

Miladi 1897

Ünversitede Fen bilimlerinin diğer branşlarını da incelemeye başladı. Bu alanlardaki çok hızlı ilerlemesinden ve derin ilmi meselelerde batıdaki örneklerine alternatif olabilecek (Özellikle matematik, fizik ve fizikokimya branşları ile sayılar teorisi, mantık, boolean cebri, Keynesian ekonomik modeli, Yapay Sinir Ağları, Kaos Teorisi ve ayrık işaret analizi, Devre Analizi, Devre Sentezi ve Elektromanyetizma kuramı ve daha pek çok kuram) pratik çözümler ve yorumlar getirebilmesinden dolayı arkadaşları ve hocaları tarafından zamanın ilmi seviyesinin çok üstünde görüldü. Aynı yıl, Matematik, Fizik ve Elektromanyetizma gibi çok az anlaşılmış ve az başarılı olunabilen derslerde, hocalar da dahil herkesi ilzam ederek, rekor notlar alıp, bu yüzden tüm fakülte tarafından tanındı ve bu yüzden arkadaşları tarafından, görünüşü yaşıtlarından çok genç durduğu için kendisine  “Genç Üstad” lakabı verildi.

 

Miladi 1997

İlk manevi ve ilmi mücahedesine başladı. İngiliz sömürgeler bakanının bir sözü üzerine ki o söz şöyledir: “Bu kitap, yani Kur’an Müslümanların elinde olduğu müddetçe onlara hakim olamayız. Ya onu onların elinden almalı, veya ondan tamamıyla soğutmalıyız” şeklindeki röportaj yazısına hiddetlenerek “Öyleyse ben de, Kur’an’ın sönmez ve söndürülemez manevi bir güneş olduğunu bütün dünyaya isbat edeceğim ve göstereceğim!” demesi üzerine eserlerini yazacağı dil olan eski Türkçeyi yani Osmanlıcayı ve söz söyleme sanatı, yani belagat ilimlerini çok iyi öğrenmeye ve kullanmaya başladığı tarih:

 

Miladi (1898-1899)

İlk manevi mücadelesine üniversitede başladı. Batıda yayınlanan ünlü bir dergide ki, o dergi “The Time” dergisidir, gördüğü “İslam ülkelerine ve Kur’an’a yönelik planlı bir organize asimilasyon hareketlerinin ve girişimlerin bazı gizli yürütülen bilimsel akademik çalışmalarla ve bazı bilinmeyen teorilerle (Kaos teorisi gibi)” başlatıldığını görür ve bu yönde oluşturulacak olan manevi bir cevap niteliğinde olan eserler bütünü hazırlanması gerektiğinin farkına varır ve bu yönde ilmi eserler oluşturmak için ilk çalışmalarına başlar. İlginçtir ki, üstad da yine aynı yerde, yani o günkü yıldız sarayında manevi mücahedesine ve ilk çalışmalarına başlamıştır.

 

Miladi (1998-1999)

İstanbul’a geldi. Fatih’teki şekerci hanına yerleşerek burada kendisine yöneltilen tüm soruları cevapladı. Kapısına “Her suale cevap verilir, fakat sual sorulmaz!” şeklinde garip bir yazı astı. Bunun üzerine, onun deli olduğunu düşünen padişah II. Abdulhamid tarafından toptaşı tımarhanesine gönderildi. Fakat bediüzzamanın buradaki doktorlara verdiği karşısında hayretler içerisinde kalan heyet başkanı kendisine şöyle bir rapor tanzim eder: “Bediüzzamanda zerre kadar delilik varsa, dünyada akıllı adam yoktur!” Bunun üzerine sağlam raporu verilen üstad, II. Meşrutiyetin ilan edilmesiyle birlikte serbest kalır.

 

Miladi (1907-1908)

İstanbul’un Bayazıt ve Fatih semtleri civarındaki birçok yayınevini ziyaret etti. Kitaplarının yayınlanması konusunda birçok fikir alışverişinde bulundu. Bu sırada, yayıncıların kendisine yönelttiği, çoğu kıyamete ve ahir zamana yönelik pek çok soruya ilmi ve açıklamalı cevaplar verdi. Fakat bu münazaraları sırasında, tartışmacı bir üslup içerisine girmedi. Meselelere, teferruatta boğulmaktan hep sakındığı ve bütünü görmeyi tercih edip, genel olarak ve çok boyutlu yaklaştığı için klasik görüşte olan pek çok yayınevi tarafından görüşleri kabul edilmedi. Sadece Bayazıt’taki bir yayınevi tarafından kabul edildiyse de, daha sonra bu klasik türdeki yayın fikrinden vazgeçti ve eserlerini internet ortamında neşretmeye karar verdi.

 

Miladi (2007-2008)

Dünya genelinde evrim teorisine dayanan materyalist fikirler Lenin’in yazmış olduğu “Materyalist Düşünce” isimli eserle yükselişe geçti. O sıralarda, Osmanlıda 31 martta hükümete karşı isyan hareketi başladı. Bediüzzaman 31 mart olayları sırasında, hükümeti ve herkesi sükunete ve soğukkanlı davranmaya davet etti. Hamallarla birlikte boykot düzenledi. İslam dünyasını birleştirmeye yönelik fikirler içeren makaleler neşretti. Ayasofyadaki ve Bayazıt talebe yurdundaki heyecanlı kalabalıkları yatıştırdı. Reçetetu-l Avam, Reçetetu-l Ulema ve Saykal-ül İslam isimli eserlerini neşretti.

 

Miladi 1909

Batı dünyasında neşredilmeye başlanan evrim teorisi destekli yaratılış karşıtı fikirler, özellikle İngiliz Biyolog Richard Dawkins tarafından yazılan “Tanrı Yanılgısı” isimli eserle yükselişe geçti. Bu dönemde, Türkiye’de ise, Hükümete karşı kapatılma davası açıldı. Bu dönemde, yazar iki ciltten oluşan “Yaratılış Gerçekliği” isimli eserini (eserin sayfa sayısı dahi 1476 olup yine kendisine cifir ile işaret eder) hazırlamaya başlayarak, yaratılış karşıtı fikirleri kendi yöntemleriyle susturacak ve aynı zamanda modern bilim ve biyolojinin geldiği son noktayı da içerecek şekilde felsefeden kaynaklanan yaratılış meselelerini astrofizik ve biyokimya bilimlerinden yaralanarak Kur’an ekseninde isbat eden önemli bir çalışmayı meydana getirdi. Bu eserlerden hazırladığı bir kısım makalelerini akademik ortamda neşretti.Haşiye2

 

Miladi 2009

Haşiye1: Daha burada sayamadığım pek çok tevafukat olmakla birlikte, Bu ilmi belgede zikredilen tarihlerin ve anlatılan olayların detayları (1990 yılında başlayan Kur’an ilimleri tahsilinin aynen üstad gibi 15 sene medrese usulü modern akademik bir düzeyde sürerek 2005 yılı sonuna kadar devam ettirmesi ve onun zamanından (1900-1904) yaklaşık bir asır sonraki bir mesafede  2000 yılından başlayıp 2004 yılına kadar 4 yıl gibi kısa bir sürede merkezi hükümet civarındaki akademik ilmi camianın en üst seviyesine, yani fen bilimleri enstitüsüne ve ilmi araştırmalarını tahkiki bir surette yayınlamaya başlamasına ve aynı zamanda saltanatın hüküm sürdüğü aynı yerin payitahtına girip manevi mücadelesine başlaması gibi v.b.), üstadın Tarihçe-i Hayat, İşaratu-l İ’caz ve Sikke-i Tasdik-i Gaybi İsimli eserlerinden alınan tarihlerle aynen uyuşmaktadır. Bunlardan birisi de, kıyamet gerçekliği’nin mukaddimesini ve ilk eserini oluşturan İşaratu-l İseviyye’nin yazılmaya başlandığı sırada, yine yaklaşık 100 senelik bir farka tevafuk eden (1908-2008) aşağıdaki belgedir ki, bu ilginç belge İsevilik İşaretlerinin yazılması sırasında müellifin incelediği Barnabas İncili’nin Türkçe çevirisinin bir nüshası üzerine dökülen bir parça çay izinin bıraktığı işarettir. İlginçtir ki, 2006 yılının bahar aylarında Ege Bölgesindeki Kaz Dağları’nın muhteşem atmosferini ziyareti sırasında, zeytin tepelerinde yaklaşık 3 aylık bir inziva halinde iken yaklaşık 30 yaşlarında manevi bir ilhamla yazmaya başladığı Kıyamet Gerçekliği Külliyatı’nın başlangıcı olan bu eserin giriş kısmını oluşturan ve Hz. İsa’nın ikinci gelişiyle çok önemli bir ilişkisinin olduğunu isbatlayan ve O’nun gelişini müjdelediği bir kısmında, bu resimde de açıkça görülen ve ağzını açmış bir şekilde ejderhaya benzeyen garip yaratık, müellifin inzivaya çekilerek bir nevi tecrid-i mutlak içerisine girdiği ve eserlerini oluşturmaya başladığı döneme (2006-2008) denk gelir. Evet, daha sonra bu manevi işaretten anladım ki, kitap üzerinde beliren bu garip şekil, kendimi gösteriyordu ve bir nevi yalnızlık ve inziva dönemine girmemin ve ağzı açık bir şekilde bekleyen bir yaratık tarafından temsili bir surette esaret altına alınmamın, dolayısıyla uzun bir süre, hayat-ı içtimaiyeden çekilmeye işaret ediyordu ki, aynen bu şekilde vuku bulmuştur. Ben de bu işaretin ne olduğunu anlamaya çalışırken şimdi (yaklaşık 4 yıl sonra) birden anladım ki, bunun o duruma bir işaret olduğu anlaşıldı. İlginçtir ki, Dünyada Global Ekonomik Krizi’nin başlaması ve Türkiye’de Ergenekon isimli büyük bir davanın başlaması da yine aynı döneme, yani 2008 yılı başlarına denk gelir. Tuhafdır ki, aşağıdaki bu ilginç şekil, umumi hakikatlerin basit bir temsilcisi olmuş ve tarih sayfası üzerine küçük bir not düşmüş..

 

Yukarıdaki tablodan çıkarabileceğimiz iki sonuç olmalıdır: 

 

Birincisi: Tarih belirli aralıklarla ve belli oranlarda benzeşen olaylar içerir ve tekerrür eder. Zaman ve Zemin farklı olsa da olayların ve meselelerin ilmi yönü ve mahiyeti fazla değişmez. Bunu kendi hayatımızda da hissedebiliriz.

 

İkincisi ise: Tarihin kesintisiz akışı içerisindeki olaylar zincirini takip ettiğimizde, geçmişimiz gelecekte meydana gelebilecek bazı olaylara ışık tutar ve zamanın akışı hakkında bize bazı bilgiler ve ipuçları verir.


Haşiye2: Müellifin 2009 yılı başından beri Yaratılışı en iyi isbat eden KİMYA, BİYOLOJİ, ASTROFİZİK ve BİYOKİMYA Bilimlerinden oluşan 4 ana bilim dalı ve modern tıbbın gelmiş olduğu noktadaki dünyanın en iyi biyoloji ve tıp kitaplarını biyılojinin yaklaşık 40 adet olan alt dallarını (Bu bilim dallarının isimlerinin hepsi eserimin sonunda detaylarıyla ve ilgilendikleri sahalarla birlikte haşiye olarak verilmiştir) da detaylı olarak harika bir surette incelemek suretiyle, tamamını ilm-el yakin sürat-i intikali ile 3 ay gibi kısa bir sürede tedkik ederek,  KUR'AN-I HAKİM'in ışığıyla bu ilimleri aydınlatıp yaratılışı isbat eden ayetleri tefsir etmek üzere, kendi linasıyla moleküler alemin ve canlı varlıkların konuşturulması ve isbat-ı hakikisi ile kaleme aldığı YARATILIŞ GERÇEKLİĞİ isimli iki ciltten oluşan 1476 sayfalık -ki, bu değer mühim bir tevafuk olarak yine müellifin kendisine ve eserlerinin cifir değerine tam tevafuk etmesi bunun bir izn-i ilahi ile yazdırıldığının en önemli isbatı olduğunu eser bittikten sonra anladım ki-, Yaratılışı modern Biyokimya ve Astrofizik kuramlarıyla teoremleriyle ve yüzlerce grafikle isbat ettiği dev eserinin yankıları tüm avrupa ve amerikada etkisini göstermeye başlamış ve yaratılışçı evrim fikri tüm okullara ve ders kitaplarına mükemmel bir tarzda 2010 yılı başından itibaren girmesi Avrupalı diplomatları ve siyasileri ve eğitimcileri dahi endişelendirmiştir ve EVRİM TEORİSİ'nden kaynaklanan inkarcı fikirleri tam susturmuş ki, tüm kaynaklar evrim karşıtı yaratılışçı teorinin nereden desteklendiğini kendi kendilerine sormuş olmalılar ve endişelenmişler ki, bakınız aşağıda metnini verdiğim kararla bunun kaynağının Türkiye olduğunun altını çizip bir dizi önlem almaya çalıştılar ama biiznillah o fikirler batıda hikmet noktasında biyolojide etkisini ve tesirini göstermeye başlamış ve Yaratılış Gerçekliği'nin; aynen 2007 yılında Birleşik alan teorisinin yazılmasından hemen sonra 2008 yılında CERN'de yapılan deneylerle big bang'in ve evrenin ilk anlarının deneysel fizikle yaratılışa ilişkin kanıtlarını ortaya koyacak deneylerin başlamasını tetiklemesi gibi (Türkiyeden bilim adamlarının da katılımıyla), önemli bir fütuhatını gösterir ki, şu aşağıdaki şartları kabul edip savunmaya geçmek zorunda kalmışlar ve köşeye sıkışmışlar:


Yaratılış Teorisi'ne Avrupa Konseyi'nden Veto Geldi

Yaradılış Teorisi'ne Avrupa Konseyi'nden Veto Geldi

Avrupa Konseyi, okullarda Yaradılış Teorisi'nin öğretilmesinin tehlikeli olduğuna dair uyarılar içeren raporu 4 Ekim’de Genel Kurul'da kabul etti.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nden 25 hayır oyuna karşılık 48 evet oyuyla geçen raporda, yaradılışçılık akımının Avrupa'da yayılması için faaliyet gösteren en önemli ülke olarak "Türkiye" görülüyor.

Türkiye'nin de aralarında bulunduğu üye ülkeler için bağlayıcı niteliği bulunmayan, ancak tavsiye niteliğinde olan kararda, Evrim Teorisi'ne karşı çıkan Yaradılış Teorisi'nin bilimsellikten uzak olduğu belirtiliyor ve "İnancı bilimden ayırmak zorunludur" denilerek, bu teorinin ders kitaplarından çıkarılması isteniyor.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin 'Eğitimde Yaratılışçılığın Tehlikeleri' başlıklı 1580 sayılı kararı şöyle:

1. Bu raporun amacı bir inancı sorgulamak veya onunla savaşmak değildir -inanç özgürlüğü hakkı bunun yapılmasına izin vermez. Amaç, bir inancı bilim gibi göstermeye çalışan bazı eğilimlere karşı uyarıda bulunmaktır. İnanç ile bilimi birbirinden ayırmak gerekir. Bu, bir antagonizm meselesi değildir. Bilim ve inanç bir arada var olabilmelidir. Bu, inanç ve bilimi karşı karşıya getirme meselesi de değildir, ancak inancın bilime karşı gelmesini önlemek gerekir.

2. Bazı insanlara göre yaratılış, bir dini inanç konusu olarak, hayata bir anlam verir. Ancak Parlamenterler Meclisi, yaratılışçı fikirlerin eğitim sistemlerimiz içinde yayılmasının olası zararlı etkileri ve demokrasimiz açısından sonuçları nedeniyle endişe duymaktadır. Eğer dikkatli olmazsak yaratılışçılık, Avrupa Konseyi'nin ana kaygılarından biri olan insan hakları açısından tehdit halini alabilir.

3. Türlerin doğal seleksiyon yoluyla evrimleşmesinin inkârından doğan yaratılışçılık, uzun süre boyunca neredeyse sadece Amerikalılara özgü bir fenomendi. Bugünse yaratılışçı fikirler Avrupa'ya sızmaya başladı ve yayılışları Avrupa Konseyi üyesi birçok ülkeyi olumsuz etkiler hale geldi.

4. Çoğu Hıristiyan veya Müslüman olan günümüz yaratılışçılarının birinci hedefi, eğitim. yaratılışçılar fikirlerinin okulların bilim müfredatına eklenmesini sağlamaya kararlılar. Ancak yaratılışçılık bir bilimsel disiplin olduğu iddiasında bulunamaz.

5. Yaratılışçılar bazı bilgilerin bilimsel karakterini sorguluyor ve evrim teorisinin de diğerleri gibi, bir yorumdan öteye gitmediğini iddia ediyorlar. Bilim adamlarını, evrim teorisini bilimsel açıdan geçerli kılmaya yetecek kadar kanıt gösterememekle suçluyorlar. Buna karşın kendi iddialarının bilimselliğini savunuyorlar. Bunların hiçbiri objektif analize dayanabilir görüşler değildir.

6. Doğa, evrim, başlangıcımız ve evrendeki yerimize dair yerleşik bilgilere meydan okur nitelikteki düşünce modlarının büyümesine tanıklık etmekteyiz.

7. Çocuklarımızın kafasında kanaat, inanç ve ideallerle ilgili olan şeyler ile bilimle ilgili olan şeyler arasında ciddi bir karışıklık yaratılmasına dair gerçek bir risk bulunmaktadır. 'Her şey eşittir' tutumu ne kadar çekici ve hoşgörülü de görünse tehlikelidir.

8. Yaratılışçılığın kendi içinde çelişen birçok yönü vardır. yaratılışçılığın en son ve en rafine versiyonu olan 'akıllı tasarım' fikri, bir dereceye kadar evrimi reddetmez. Ancak daha incelikli bir yolla akıllı tasarım, kendi yaklaşımını bilimsel gibi sunmaya çalışmaktadır ki tehlike burada yatmaktadır.

9. Meclis, bilimin temel önem taşıdığında her zaman ısrar etmiştir. Yaşam ve çalışma koşullarında kayda değer gelişmeleri mümkün kılmış olan bilim ekonomik, teknolojik ve sosyal gelişmede de oldukça önemli bir unsurdur. Evrim teorisinin ilahi vahiylerle hiçbir ilgisi yoktur, bu teori gerçeklere dayanarak inşa edilmiştir.

10. Yaratılışçılık katı bilimsel kurallara dayandığını iddia eder. Oysa gerçekte yaratılışçılar üç farklı yöntem kullanır: tümüyle dogmatik savlar; bilimsel alıntıların çarpıtılarak kullanılması, bunların bazen göz alıcı fotoğraflarla sunulması; ve çoğunluğu bu konularda uzman olmayan ancak az çok tanınan bilim adamlarının desteği. yaratılışçılar bu yollarla uzman olmayanların ilgisini çekmeye çalışırlar ve bu kişilerin zihinlerine şüphe ve karmaşa tohumları ekerler.

11. Evrim, sadece insanların ve halkların evrimi gibi basite indirgenebilecek bir konu değildir. Evrim teorisinin yadsınması, toplumlarımızın gelişimi açısından ciddi sonuçlar doğurabilir. Tıbbi araştırmalarda AIDS gibi bulaşıcı hastalıklarla etkin şekilde mücadele etmek amacıyla sağlanan ilerlemeler, evrimin her ilkesi reddedildiği takdirde, imkânsız olacaktır. Evrim mekanizmaları anlaşılmazsa, biyoçeşitlilikteki belirgin azalmanın ve iklim değişikliğinin getirdiği risklerin de tam olarak bilincine varılamaz.

12. Modern dünyamız, önemli bir kısmı bilim ve teknolojideki gelişmelerden oluşan, uzun bir tarihe dayalıdır. Ancak bilimsel yaklaşımın hâlâ çok iyi anlaşılamamış olması, her türlü köktendincilik ve aşırılıkçılığın gelişmesini teşvik edebilir. Bilimin topyekûn reddi, hiç şüphesiz insan hakları ve sivil haklara yönelik en ciddi tehditlerden biridir.

13. Evrim teorisine karşı savaş, çoğunlukla aşırı sağ siyasi hareketlerle yakın bir ittifak içinde bulunan aşırı dinci hareketlerden kaynaklanmaktadır. yaratılışçı hareketlerin gerçek bir siyasi gücü vardır. Birçok olayda ortaya çıktığı üzere esasen yaratılışçılık savunucularından bazıları, demokrasinin yerine teokrasi getirmek istemektedir.

14. Ana tektanrılı dinlerin tüm lider temsilcileri çok daha ılımlı bir tutum benimsemiştir. Örneğin Papa Benediktus XVI, öncülü Jean-Paul II'nin yaptığı gibi, bugün bilimlerin insanlığın evrimindeki rolünü övmekte ve evrim teorisinin 'sadece bir varsayım olmakla kalmadığını' kabul etmektedir.

15. Bu nedenle toplumlarımız ve demokrasilerimizin geleceği açısından, evrimle ilgili tüm olayların bir temel bilimsel teori olarak öğretilmesi şarttır. Bu nedenle, diğer tüm teoriler gibi bilimsel araştırmalara karşı ayakta durabildiği sürece, başta bilimsel olmak üzere tüm eğitim müfredatında merkezi bir konumda yer almalıdır. Dirençli bakterilerin ortaya çıkmasını teşvik eden antibiyotiklerin reçetelerinin yazılmasından, böcek ilaçlarının aşırı kullanımı nedeniyle mutasyona uğrayan böcekler üzerinde bu ilaçların etkisini yitirmesine varıncaya kadar, evrim her yerde mevcuttur.

16. Avrupa Konseyi kültür ve din üzerinde eğitim verilmesinin önemini vurgulamıştır. İfade ve kişisel inanç özgürlükleri adına, yaratılışfikirleri de diğer her türlü teolojik pozisyon gibi kültürel ve dini eğitime bir katkı olarak sunulabilirler, ancak bilimsel saygınlık talep edemezler.

17. Bilim, entelektüel çabada yerini başka bir şeyin dolduramayacağı eğitim sağlar. Bir şeyin 'neden öyle olduğunu' açıklamaya değil, ne şekilde çalıştığını anlamaya çalışır.

18. Yaratılışçıların giderek artan etkisi araştırıldığında, yaratılışçılık ile evrim arasındaki münakaşanın entelektüel tartışma sınırlarının çok ötesine gittiği görülmüştür. Eğer dikkatli olmazsak Avrupa Konseyi'nin özünü oluşturan değerler, yaratılışçı köktendincilerin doğrudan tehdidine maruz kalacaktır. Çok geç olmadan tepki göstermek, Konsey parlamenterlerinin görevlerinin bir parçasıdır.

19. Parlamento Meclisi bu nedenle üye ülkeleri, özellikle eğitim makamlarını aşağıdakileri yapmaya çağırmaktadır:

19.1. Bilimsel bilgileri savunmak ve teşvik etmek;

19.2. objektif bilimsel bilgilerin yanı sıra bilimin temelleri, tarihi, epistemolojisi ve yöntemlerinin de öğretilmesini güçlendirmek;

19.3. bilimi daha anlaşılır, daha çekici ve günümüz dünyasının gerçeklerine daha yakın kılmak;

19.4. yaratılışçılığın evrim teorisiyle eşit seviyede bir bilimsel disiplin gibi öğretilmesine karşı çıkmak ve genel olarak yaratılışçı fikirlerin din haricinde herhangi bir disiplinin parçasıymış gibi sunulmasına direnç göstermek;

19.5. evrimin okul müfredatlarında temel bir bilimsel teori olarak öğretilmesini teşvik etmek.

20. Meclis, Haziran 2006'da Avrupa Konseyi'nin 27 Bilim Akademisi'nin evrimin öğretilmesine dair bir deklarasyonu imzalamasından memnuniyet duyar ve diğer akademileri de bu deklarasyonu imzalamaya çağırır.

Avrupa Konseyi Kültür, Bilim ve Eğitim Komitesi'nin sunduğu raporun kabul edilmesinin ardından komitenin başkanı Jacques Legendre ile karar tasarısını hazırlayan Lüksemburglu parlamenter Anne Brasseur basın toplantısı düzenledi.

Türkiye kaynaklı, Adnan Oktar'ın (ki bu zat, hadislerde belirtilen Ahir Zamanda hakiki beklenilen zatın bir öncüsü, askeri ve Müjdeleyicisi olan sık sakallı ve geniş omuzlu şahıstır! Zaten kendisi de bunu açık açık yüzlerce kitabında ve web sitelerinde belirtmektedir.) Evrim Teorisi'ni çürütmek amacıyla "Harun Yahya" takma adıyla yazdığı ve 2007 yılı başında Fransa, İsviçre, Belçika ve İspanya'da okullara gönderilen "Yaradılış Atlası" adlı kitabının basına gösterildiği toplantıda konuşan Fransız Legendre, Oktar'ın kitabının, "kesinlikle bilimsel bir yanının olmadığını" belirterek şunları söyledi:

"Kitap, Fransa'da çok sayıda okula gönderildi. Böyle bir kitabın okullara gönderilmesinin mutlaka önüne geçilmeli. Bu kitabın okullarda bulunması kabul edilemez" dedi. Raportör Brasseur ise kitapta, "tüm terörist faaliyetlerin kaynağının Evrim Teorisi olduğu" gibi bilgiler yer aldığına dikkat çekti.


04.10.2007.Strazburg


Kaynak: Avrupa Konseyi.org.tr                                                 

Kıyamet Gerçekliği Eserlerinin başlangıcı olan İşaratu-l İseviyye'nin yazılması sırasında ortaya çıkan garip şekil (2008)

Yazar, kendi branşı ve tahsil ettiği bilim dalı, Fiziğin bir kolu olan Elektronik’te epeyi uzmanlaşmış ve 2000 yılında fakülteyi bitirdikten sonra sınavlara girerek Elektromanyetizma ve Yapay Sinir Ağları konusunda Master (Yüksek Lisans veya İhtisas) seviyesine kadar gelmesine rağmen, bu tezkirelerin içerdiği kapalı manaları ve çoğu modern Matematik ve Fizik’le ilgili bu şifreli bilgileri çözmek için genel olarak sahip olduğu ve elde ettiği bilgi ve önsezi yeteneğinin çok kısıtlı ve yetersiz olduğunu görür ve bu konularda araştırma yapmaya ve çalışmaya başlar. Gerçekten de kendi branşında, pek çok şeyi bilmesine rağmen Tezkirelerin çözümü için yeterli bilgiye  sahip  olmadığının  ve bunların Modern Matematik, Fizik’le ilgili ve ayrıca Kur’ân’ın şimdiye kadar çok az çözülebilmiş olan Semavî Müteşâbih âyetleriyle ilgili olduğunun farkına varır. Bunların çözümlerine ulaşmaya başladıkça, Modern Matematik ve Fizik vasıtasıyla, sanki her bilim dalının içinde Allah’a ve Hakikate yani Gerçeğe giden bir yol olduğunu ve bu yolu bulabilmek için de ayrı bir uğraş ve çaba gerektiğini görür ve bu düşüncede olduğu 2002 tarihinden sonra pozitif bilimlerin diğer branşlarına da yönelir. Fakat din sahasındaki bilgileri yetersizdir ve yok denecek kadar azdır. Bunun üzerine aynı zamanda Arapçayla birlikte Kur’ân ilimleri olan Hadis, Fıkıh, Tefsir ve Kelâm ilimlerini de kendi kendine tahsil etmeye başlar. Her ne hikmetense Allah’ın da yardımıyla aradaki bu büyük bilgi açığını kısa sürede kapatır ve dinî ilimleri de eşzamanlı olarak hızlı bir şekilde öğrenir. Artık Kainata ve olaylara farklı bir gözle bakar ve adeta uyanmış ve gözünü açmıştır. Kainatta yaratıcının belirlediği pek çok kanunun kusursuz ve mükemmel bir şekilde işlediğini ve bu kanunların ilmî yöntemlerle açıklanabileceğini ve hatta Gayb Bilgisi olarak her zaman merak edilen derin meselelerin ve açıklanması zor problemlerin de çözümlenebileceğini görür.

Yazar, daha sonraki yıllarında bu düşüncede iken şu karara varır: Ayrı ayrı her bir bilim dalında, öyle bir tez veya bir bilimsel çalışma hükmünde bir eser ortaya çıkarılmalıdır ki, o eser o bilim dalında senelerce uğraşılarak elde edilen  tüm  ilmî sonuçların en önemlilerini ve gerçeğe en yakın olanlarını içermekle birlikte; bu bilim dalıyla ilgili Kur’ân’da bildirilen bilgileri ortak bir noktada buluştursun ve bu bilim dalına Kur’ân’ın penceresinden bakılarak o bilim dalı veya konuyla ilgili bakış açısını değiştirsin ve aklî ve naklî ilimlerin birbirine destek veren yönlerini keşfederek en sonunda Allah’ın varlığını Ahireti, Cennet ve Cehennem’i, yani kısacası İman-ı Tahkikîyi ispat etsin. 

Yazar, Kaos’a sebep olan birtakım teorileri, gizli planları ve Büyük Ortadoğu Projesi adı altındaki İslâm Ülkelerine ve Kur’ân’a yönelik projeleri, ve inkarcı fikirleri de araştırmaya başlar. Fakat o sıralarda henüz etkisini göstermediğinden ve bir taarruzda bulunmadığından, yeni cereyan etmekte olan bu yeni inkarcı fikir akımları ve dünyayı Karmaşaya ve Kaos’a sürükleyen birtakım teorilerin geçersizliğini ispatlamak üzere bu gibi fikirlerin ve teorilerin   (Kaos Teorİsİ, Büyük Ortadoğu Projesİ gibi v.b.) ileride bir tehdit oluşturacağını düşünerek bu konularda da  araştırma yapmaya başlar. Fakat maalesef bundan   2-3 yıl sonra sadece teorik olarak varlığı bilinen o dehşetli teoriler, kendilerine siyaset ve ekonomi dünyasında bir uygulama alanı ve zemin bulurlar, ve Türkiye’deki ekonomik kriz de dahil olmak üzere, Global olarak her yere yayılan ve bitmesi mümkün görülmeyen uzunca bir kriz Dünya üzerinde bir bomba gibi patlar ve bu krizden hemen sonra çıkan Irak Savaşı’nda milyonlarca masum Müslümanın ölmesine veya büyük maddî kayıplara uğramasına neden olur. Yazar, daha sonraki araştırmalarında, Dünyanın değişik bölgelerinde, bu krizleri ve savaşları çıkartanların çoğunun, Yahudi kaynaklı olduğunu ve esas hedef alınan Kitlenin İslâm Ülkelerinin, Müslümanların  ve onların elinde bulunan yagâne ilâhî mesaj olan Kur’ân’ın ve O’nun Evrensel Barış, Kardeşlik ve İslâm Birliğine dayalı gerçek mesajının yok edilmesi olduğunu anlar. Yazar bu tarihten sonra, Üniversiteyi bitirdiği ilk yıllarda sahip olduğu düşünceden, yani değişik branşlarda 4’er senelik bir fakülteyi bitirerek her bilim dalında ayrı ayrı ihtisas kazanma fikrinden, artık vazgeçmiştir. Artık esas amacı 4 senede, değişik bir Bilim dalında bir Üniversite bitirerek o bilim dalında genel geçerli bir eser ve tez hükmünde bir sonuç elde etmek yerine; her sene, 4 senelik bir fakülte  mezununun o bilim dalında oluşturacağı bir tezden daha fazla içeriği ve sonucu olan, ayrıca bunun yanında, İslâm dünyasının geri kalmasına sebep olan temel meselelere değinen, inkarcı fikirlerin ve İslâm dünyasını hedef alan Bölücü,  Mezhep ve Din çatışmasına dayalı ayrılıkçı ve inkarcı fikir akımlarını, onların kendi lisanlarıyla susturacak olan ve aynı zamanda içinde bulunduğumuz 21. yüzyılın Bilim-Kültür seviyesine hitabeden, Kur’ân’ın manevî bir tefsirini oluşturacak ve O’nu pozitif bilimler yardımıyla yorumlayacak olan bir eserler bütünü ortaya çıkarmak amacına yönelir. Çünkü inkarcı Fikirlerin ve Teorilerin gücünü Felsefeden aldığını görür. İşte bu yönde, her sene farklı bir alanda oluşturduğu bu ilmî  eserler serisi, inkarcı felsefelerin dayanak noktasını pozitif bilimler yardımıyla çürüterek, aklî ve ilmî deliller yardımıyla o konuyu aydınlatma amacına yöneliktir. Dolayısıyla oluşturulacak olan bu nevî eserler, aynı zamanda din alanında da bir tecdid yapacaktır.

Yazar ilkokul yıllarından beri devam ettirdiği eğitimini ve araştırmalarını 30’lu yaşlarının başlarına kadar 23 sene devam ettirerek 2006 yılından sonra eser te’lif etmeye başlamıştır. Bu doğrultuda oluşturduğu eserler ve te’lifât, 2000 yılının başlangıcından bugüne yani 2008 yılına kadar giriştiği bu manevî  mücadelesinde, düzenli olarak her sene bu nevîden bir eser oluşturma çabasına yöneliktir. 2000'li yıllardan bu yana, çeşitli yerli ve yabancı kaynaklardan araştırmalar yaparak  İmani ve Bilimsel konularda çeşitli Makaleler ve Grafik Tasarımları (Aralarında Mevlana Hz., Üstad Bediüzzaman Said Nursi’ye v.b. ait çizimlerin de bulunduğu) eserleri hazırlar. Çocuklar için GALAXY isimli bir oyun tasarlar. Yazarın, Kaotik Zaman Serileri ve Yapay Sinir Ağlarıyla Borsada tahmin sistemleri üzerine uluslararası düzeyde yayınlanmış bir makalesi ve yayınlanmış iki kitabı vardır. Bunlardan ilki (KIYAMET GERÇEKLİĞİ), Kur’an’daki İncil’deki ve diğer bazı ilmî kaynaklardaki Kıyametin büyük alametlerini içinde bulunduğumuz zamana yönelik açıklamaya ve aydınlatmaya yönelik bir çalışmadır. Kitaba ayrıca, ayrıca Günümüz Türkçesini Osmanlıca Alfabesine  kodlayan  bir  de  Osmanlıca Alfabesi konulmuştur. Kitap, bu konuyla ilgili KUR’ÂN âyetleri ve Hadislere yönelik Batınî bir tefsirdir. İkincisi ise  (5-BOYUTLU RELATİVİTE & BİRLEŞİK ALAN TEORİSİ), PLATON’dan günümüze kadar devam eden süreç içerisinde yapılan Fizik yasalarını birleştirme çabasına yönelik bir çalışma olup,  Kur’ânın bazı semavî müteşâbih ayetlerinin tefsirine yönelik, bugüne kadar çeşitli bilim adamları tarafından yapılmış matematiksel ve fiziksel çalışmaları da içerecek şekilde, gözlemleyebildiğimiz maddi evreni matematiksel olarak açıklamaya çalışan zahirî bir tefsirdir. Kitapta Evrenin yapısını ve Karadelikleri açıklayan HİKMET (FİZİK) yasaları çeşitli teoremlerle anlatılmakta olup, yüksek bir MATEMATİK bilgisi gerektirmektedir. Her iki çalışmanın da amacı İMAN-I TAHKİKÎ’nin BATINÎ ve ZAHİRÎ kutuplarına yöneliktir. Yazarın, yeni çalışması olan İSEVÎLİK İŞARETLERİ(2008) ise, HRİSTİYANLIĞIN Hz. İSA’nın Din-i Hakikîsi olan İSEVÎLİĞE dönüşüm sürecinin başlatılmasına yönelik geniş kapsamlı, KUR’ÂN, KİTAB-I MUKADDES ve İNCİL’i de kapsayan bir tarih araştırması olup, 5000 yıl öncesine kadar uzanan bir süreç içerisinde ESKİ ANTLAŞMA’yı ve 2000 yıl öncesine kadar uzanan bir süreç içerisindeki YENİ ANTLAŞMA’yı KUR’ÂN ekseninde ve pozitif bilimlerden (MATEMATİK, TARİH, COĞRAFYA, ARKEOLOJİ, FELSEFE gibi v.b.) yararlanarak inceleyen ve Hz. İsa’nın  ikinci  geliş  sürecini  ve  Hristiyanlığın  manevî dönüşüm sürecini, Hz. İsa’nın ilk gelişinde getirmiş olduğu Hak Din olan İSEVÎLİK çerçevesinde inceleyerek açıklamaya çalışan TARİH ve COĞRAFYA alanında yapılmış yaklaşık 1200 sayfalık İlmî bir eserdir. Yazar, çalışmalarına halen İstanbul’da devam etmekte olup, 2010 yılı başlangıcından, 26 Aralık 2009 Aşura Günü (10 Muharrem 1431) başlangıcından, itibaren Web sitesi çalışmalarına ve bu yolla ilk defa 6 Şubat 2006 (10 Muharrem 1426) yılında başladığı İlmi çalışmalarını İnternetten neşretmeye başlamıştır.


YAZARIN BAZI ÖNEMLİ ÇALIŞMALARI

NOT: Bu metodolojik yöntemle oluşturulacak bir eser, aklî ve dinî ilimler yönünden tarafsız bir şekilde irdelenirse yukarıda zikredilen bütün özellikleri özet olarak içerecek ve bunun sonucunda da Kur’ân’ın pozitif bilimler yardımıyla Modern bir tefsirinin oluşturulması için yapılan bir katkı ve bir ön çalışma olacaktır. Bu gibi çalışmaların, pozitif bilimlerin diğer pek çok sahasında da benzer örneklerinin yapılabilmesi, gerekli araştırmaların yapılmasıyla mümkündür. Yazarın, bu Bilimsel Araştırma Yöntemini ve Din Metodolojisini kullanarak oluşturulan ve benzer çalışmaların oluşturulabilmesi için bir teşvik niteliğinde olan, bu tez niteliğindeki çalışmalarından bazılarının isimleri, oluşturulma tarihleri ve özet olarak içeriği aşağıda verilmektedir: 

 

GALAKSİ {KEŞFU-L KEHKEŞAN}(2002) 

ASTRONOMİ ve GRAFİK SANATLARI alanında   yapılmış   bir   çizim   ve   Grafik   çalışması. Samanyolu Galaksİsİ’nin ve içindeki diğer Yıldız ve Gezegenlerin 3-Boyutlu bir perspektifini, Holografİk bir izdüşüm alarak, 2-Boyutlu düzlemsel bir kağıda yansıtan bu eser aynı zamanda, Kıyametin en büyük işaretçisi olan ve şu anda hızla evreni yok ederek tüketmekte olan, 5-Boyutlu Karadelİk-Tünel MekanİzmasI’nın, Galaksi ölçeğinde bir tasvirini yapıyor ve Büyük Kıyamet alametlerinden olan Hz. İsa’nIn İkİncİ Gelİşİ ve Güneşİn BatIdan DoğmasI gibi 5-Boyuttan daha fazla Matematik ve Geometri gerektiren Gaybî konuları, 2-Boyutlu Basit ve Görsel bir Grafik olarak  ispatlamaya çalışıyor. JPEG formatındaki tek sayfalık dosyadan oluşan bu Grafik çalışması, KIYAMET GERÇEKLİĞİ’nin GRAFİKLER Bölümünde halen mevcuttur.

KAOTİK ZAMAN SERİLERİ ve            

YAPAY ZEKA İLE TAHMİN(2004) 

EKONOMİ ve İSTATİSTİK alanında yapılmış ve Dünya çapInda birkaç büyük Borsa’da oluşan ekonomik istikrarsızlığın kestirilebilmesi ve bileşik endeksin gelecekteki değerlerine ilişkin Yapay Sinir Ağları yardımıyla bir tahmin mekanizması ve matematiksel bir model oluşturulmasına yönelik   bir  çalışma.    Aynı   zamanda   Cifir  hesaplamaları yardımıyla gelecekteki bazı önemli olayların tahmin edilmesine yönelik bir önayak ve zemin oluşturan bu çalışma, sürekli titreşen ve salınım yapan kaotik verilere sahip bir sistemin içerisinde, bazı önemli ve gelecek açısında kritik değer taşıyan istatistik sayı değerlerini üretebilecek olan kararlı ve düzenli bir sistemin oluşabileceği ilkesine dayanarak, Kainattaki tüm sistemlerin, Global Ekonomi de dahil olmak üzere belli bir Matematiksel Düzen ve Sayısal Sistem içerdiğinin ispatlanmasına yönelik bir çalışmadır. YAPAY ZEKA’nın kullanılmasıyla, Geleceğİn yani İNSANLIĞIN GELECEĞİ’nin ve KIYAMET SÜRECİ’nin kestirilebilir olabileceğine değinen çalışmada KEYNES’in Ekonomik Tahmin Modeline bir alternatif getirilerek global ekonomilerdeki 4 senelik periyotlarla  meydana gelen dalgalanmaların sebebi araştırılarak, bunun tesadüfî olmadığı ve buradan hareketle, dünyadaki bütün sistemlerin bilinçli bir yaratıcı tarafından düzenli bir şekilde koordine edildiği sonucuna ulaşılır. Yazar, bu çalışmasında ilk kez DECCAL’ın esas Felsefî çıkış noktasını oluşturan KAOS TEORİSİ’nin detaylarına ve geçersizliğinin ispatına yönelik ilk çalışmalarını başlatmıştır. Bu çalışma aynı zamanda, ilk etapta karmaşık gibi görünen birçok tekrarı içeren fakat gerçekte mükemmel bir Cifirsel sayı sistemini içerisinde bulunduran Kur’ân’da da Matematiksel bir sayısal düzenin olduğunu ispatlamaya yönelik ilk akademik çalışmalardan biridir. 400 sayfalık bu çalışmanın WORD formatındaki orjinali, bilgisayardaki bir hata yüzünden şu an kaybolmuştur. Fakat PDF formatındaki 4 sayfalık bir özeti 2004 yılında uluslararası düzeydeki bir araştırma dergisinde makale olarak yayımlanmıştır.

KIYÂMET GERÇEKLİĞİ

{HAKİKATU-L UHREVİYYE}(2006) 

TÜRKÇE ve OSMANLICA alanında yapılmış ve KIyametİn Büyük Alâmetlerİ’nin gerçekleşme tarihlerinin, Cİfİrsel olarak hesaplanması ve Kur’ân ve Hadİs kaynaklı olarak Bilimsel Makaleler, Anekdotlar ve Grafİkler şeklinde, sırasıyla üç aşamalı bir İspat, Delİl ve Bürhan yöntemine karşılık gelecek şekilde kullanılarak açıklanmasına yönelik bir çalışma olup; DünyanIn son zamanlarI’na ve Kıyametin iyice yaklaştığı dönemlere doğru gelişecek ve insanlık tarihini derinden etkileyecek olan önemli olayların, detaylI ve kronolojİk bir tasvirini yapmaktadır. Bu çalışmada ayrıca, OsmanlIca’nın günümüz Türkçesine uyarlanmış olan ve Alfabesi buna göre yeniden düzenlenmiş olan bir uygulaması da verilerek, Osmanlıca kültürüyle günümüzün modern Türkçe kültürünün ve yazı sisteminin kesişim noktaları ve bu konunun önemi anlatılarak; gelecekteki oluşturulacak olan Modern dünyada TÜRKİYE’nin rolü, TÜRKÎ Cumhurİyetler içerisindeki önemi ve Modern İslâm Medenİyetİ’ne öncülük  etmesi   açısından,     ilerki    yıllarda   bütün   Türk Devletlerini içine alacak olan ve bu konuda bir model teşkil edebilecek olan OSMANLI MODELİ tartışılıyor ve bu modelin, Ortadoğu’da savaşlara neden olan Büyük Ortadoğu Projesİ karşısında, Bİrleşİk OsmanlI Projesİ şeklinde, barışı sağlayacak olan Alternatif bir çözüm olabileceği ortaya konuluyor. WORD ve PDF formatındaki yaklaşık 400 sayfalık bu çalışma halen mevcuttur.

BEŞ-BOYUTLU RELATİVİTE &           

BİRLEŞİK ALAN TEORİSİ

{CEMU-L İZAFİYYE}(2007) 

Matematik ve Fizik alanında yapılmış ve Dünya çapInda yaklaşık 100 senedir; Dünya tarihinde ise, Platon’dan beri yaklaşık 2000 senedir devam eden uzun bir süreç içerisinde yapılmaya çalışılan Fİzİk yasalarInI bİrleştİrme çabasına yönelik bir çalışma olup, Kur’ânın bazı semavî müteşâbİh âyetlerinin tefsirine yönelik, bugüne kadar çeşitli bilim adamları tarafından yapılmış matematiksel ve fiziksel çalışmaları da içerecek şekilde, gözlemleyebildiğimiz maddi evreni Matematiksel olarak açıklamaya çalışan bir çalışmadır. Bu çalışmada, Evrenin yapısını ve Karadelikleri açıklayan HİKMET (FİZİK) yasaları çeşitli teoremlerle anlatılmakta olup,   yüksek  bir  MATEMATİK  bilgisi  kullanılarak  İman-ı Tahkikî’nin Zahirî kutbuna bakan yönü, Aynelyakîn ve Hakkalyakîn suretinde ispat edilmeye çalışılmaktadır. Fizik Yasalarını Birleştirme çabaları oldukça uzun ve zahmetli bir süreç olmuştur ve gerçekten de bu konu bir bahr-i umman ve büyük bir mesele olan Kainatın başlangıçta nasıl yaratıldığı ve sonunun gelip gelmeyeceği veya gelecekse evrenin nasıl çökeceği konularının çıkış noktasını oluşturur. Bu konu,  yüzyıllardır Bilim adamları ve araştırmacıların kafasını kurcalamış ve bir çözüm bulma arayışına itmiştir. Bunların içerisinde tüm dünyaca tanınan ünlü Bilim adamları; Johannes Kepler, Galilei Galileo, Isaac Newton, Albert Einstein, Stephen Hawking gibi isimler de vardır. Fakat bu konuya pozitif bilimlerin yardımıyla Kur’ân, yani vahiy kaynaklı bir çözüm  getirmeye çalışan ve çoğu Batılı olan Müslüman Bilim adamları da vardır. Bu Bilim adamları yukarıda da bahsettiğimiz gibi İman-ı tahkikî Zahirî kutbundan Allah’ı keşfederek iman etmişlerdir. İşte bu Bilim adamlarının oluşturduğu çalışmalarla ve 12. asrın Müceddidi M. Halİdî Bağdadî’nin manevî işaretleriyle ve bunların günümüz Matematiği ve Fiziğinin diliyle yorumlanmasıyla oluşturulan Kur’ân’a ve İslâm Fİzİğİ’ne dayalı öncü çalışmaların; Kuantum Mekanİğİ, Kuantum Elektrodİnamİğİ, Kuantum Renk Dİnamİğİ, 5-Boyutlu Relatİvİte, 11-Boyutlu Riemann UzayI ve ManifoldlarI, Süpersİcİm Teorİsİ gibi v.b.  Teorilerin yardımıyla Tüm Fizik Yasaları’nın  tek  bir çatı altında birleştirilmesine yönelik bir Bİrleşİk Alan Teorİsİ’nin oluşturulmasında epeyi bir mesafe katedildi ve halen de bu çalışmalar, Avrupa’da yerin 100 m. altında inşa edilmekte olan CERN Nükleer Fizik Araştırma Laboratuarı gibi devasa büyüklükteki araştırma kuruluşları ve dünyanın önde gelen Üniversiteleri’nde devam etmektedir. İşte bu çalışma, Kainatın yaratılış anında tüm Fizik Kuvvetlerinin tek bir çatı altında olduğunu ve daha sonradan Elektromanyetİzma’nın ayrılmasıyla, tüm kuvvetlerin 4’e ayrıştığını ve tüm Fizik Problemlerinin ve açmazlarının temelinde yatan Karadeliklerdeki Tünel Mekanizmasını basit bir Elektromanyetizma yapısı ile açıklayıp; ancak Kuantum Boyutlardaki Planck Ölçeği’nde gelişen ve varlığı ispatlanabilen ve Manyetik Alanın esas oluşturucusu olan Manyetik AkImlarIn, Manyetİk Monopollerİn ve Kütleçekim Alanını taşıyan Gravİton’ların Matematiksel varlığını teorik ispatlarla ortaya koyarak; Maxwell Denklemlerİ’ni 4’ten 6’ya çıkarmakta ve Sİmetrİk hale getirmektedir. Ayrıca Newton’un ve Einstein’in ortaya koyduğu Kütleçekim Kuramları’nı yeniden ele alıp, her ikisinin de Kütleçekim Denklemlerinde göstermeye çalıştıkları Paralel Evrenler arasında ve Evrenin kendi içerisindeki bir çok noktada Tekillik üreten Tünel-Berzah Mekanizmasını, yani Karadeliklere ait Einstein Denklemlerinin çözümlerini vermekte ve bunların yapısına  ve  Kütleçekim  Mekanizmasına  ilişkin  çeşitli  teoriler ortaya koyarak çözüm getirmeye çalışmakta ve Grafiksel bir anlatımla bu Mekanizmayı görsel olarak açıklamaya çalışmaktadır. 5. Boyuta çıkıldığında kendisini Helezonİk yörüngeler ve yapılar olarak da hissettiren bu Mekanizmanın, Atomlardan Galaksilere; Deniz Kabuklarından Kasırgalara kadar aynı Matematiksel yapı ve Geometrik düzen içerdiğini ispatlayan çalışma, Kainatında da bu Mekanizma tarafından çökertileceğini ve mutlak son olan KIyamet’in bu şekilde geleceğini ispatlamaya yöneliktir. Fiziğin birleştirilmesi için, Kainatın yaratılış anında Elektromanyetizma ve Kütleçekiminin daha kuvvetli Alanlara sahip olduğunu için, ilk önce bu Kuvvetlerin birleştirilmesi gerektiğini öngören teori, sonuç olarak klasik Kütleçekim denklemlerinden farklı bir yapıda olan bazı Yenİ Kütleçekİm Denklemlerİ üretmektedir. Aslında bu çalışmanın ve teorinin en önemlİ sonucu, bir Karadelik Tekilliği civarında Elektromanyetizmanın Kütleçekimiyle birleşerek, Kütlenin Elektromanyetik Dalga şeklinde enerjiye çevrilebilmesini ve bu yolla bir yerden bir yere veya bir zamandan başka bir zamana nakledilebilmesini öngörmesidir. İşte Birleşik Alan Teorisinde bahsettiğimiz bu olay aslında bir nevî Kütle TRANSFORMATÖRÜ’dür. Eğer bu düşünce yönteminin öncülüğünde geliştirilerek zamanın da transforme edilebileceğini öne süren bir çeşit teori kurgulanabilirse ve ileride bir uygulama alanı bulabilirse bir cismi uzay-zamanda yürütmek   ve  bir  yerden  başka   bir  yere  herhangi  bir  taşıta gereksinim duymadan ışınlayarak nakletmek mümkün olacaktır. Dolayısıyla benzer düşünce sistemiyle, bu Mekanizmaya göre çalışan Kütleçekim Enerjisi Transformatörü’nün, zaman enerjİsİ’ni kullanmasıyla bir nevî Zaman Transformatörü şeklinde çalışan bir Zaman Makİnesi yapmak mümkün olacaktır. Tabi bu söylediklerimizin yapılabilmesi için günümüz teknolojisi yeterli değildir ve insanoğlu ancak yakın bir gelecekte bu tip bir makineyi tasarlayabilecek ve yapabilecek duruma gelecektir. Ayrıca bu çalışmada, şimdiye kadar kainatta deneysel olarak gözlemlenemeyen ve ancak teorik olarak öngörülen Manyetik yükün değeri hesaplanarak, varlığına ilişkin bazı ispatlar da ortaya konmaktadır. WORD ve PDF formatındaki yaklaşık 800 sayfalık bu çalışma halen mevcuttur.

İSEVİLİK İŞARETLERİ-I

{İŞARATU-L İSEVİYYE-I}(2008)

İsevîlik ve İsa a.s. ile ilgili Hristiyan bakış açıları çok ve farklıdır. Hz. İsa’nın getirdiği Tevhid dini olan İsevîlik, sonradan yapılan ekleme ve tahrifâtlarla, özellikle ‘Rasullerin İşleri’nde de adı geçen ve Hz. İsa’dan sonra ortaya çıkan Pavlos (Paul veya Saul olarak da geçer) isimli bir yahudinin İsevîliğin temel inanç akidelerini  değiştirerek ve bazı  gezilerden sonra Hristiyan iman topluluklarına kendi yazdığı mektuplarla ve birtakım uydurma rüya ve keşiflerle Hz. İsa’nın Şeriat’ında büyük değişiklikler yapmasıyla gerçeklikten saptırılmıştır. TEVHİD inancına karşı uydurulan ve Yahudi asıllı PAVLOS adlı bir Hristiyan tarafından İSEVÎLİĞE sokulan bu yanlış inanç, çıkış noktasını PLATON’un insanî özelliklere ulûhiyyet yani ilâhlık sıfatlarını atfeden LOGOS FELSEFE’sinden almaktadır. Nicene Creed (Nicene Konseyi), Hristiyan imân esaslarının en yaygın belgesidir. Bu belgenin amacı, inanç birliği sağlamak ve dini hurafelerden arındırmaktı. İlk defa M.S. 325’te Roma İmparatoru Büyük Konstantin zamanında İznik kentinde, Nicaea Konsülü tarafından kabul edildi. Maksat, teslis inancıyla ilgili anlaşmazlıkları çözmekti. Fakat Konsey, HZ. İSA’nın Allah’ın kendisi olduğuna karar verdi. İ.S. 381 yılında bir diğer konsey kuruldu ve bu üçüncü konsey teslis inancını resmileştirerek İncilin son halini tespit edip bundan böyle değişiklik yapılmamasına ve diğer İncillerin Apokrif (uydurma) olduğuna karar verdi. Nicene Creed’i tasdik eden pek çok Hristiyan, O’nun hem Allah’ın Oğlu olduğuna ve hem de Allah tarafından yaratılmış olduğuna, insanların günahlarına kefâret olmak üzere Allah’la ilişkileri düzeltmek için gönderildiğine, bir bakireden doğduğuna, çarmıha gerildiğine, gömüldüğüne, ölümünün üçüncü gününde diriltilerek göğe yükseltildiğine ve ikinci gelişine kadar orada kalacağına inanırlar. Bütün bu değişiklikler sonucunda, önce Hz. İsa’nın dini insan hayatını tümden kuşatıcı bir nizam olmaktan çıkmış, Şeriat’tan soyutlanmış, iman ve ahlakî kurallardan ibaret lâik (İnsanların dünyevî yaşantısından ve pozitif bilimlerden uzak ve sadece Kilisenin kontrolünde olan bir din anlayışı) bir din haline gelmiş, bunun sonucunda da Roma Putperest diniyle rahatça uzlaşabilmişti. Oysa Hz. İsa İncil’de, Şeriat’ın amelleri yanında ferdî hayatın gerekliliği üzerinde de şiddetle duruyordu.

Teslis inancı, Hz. İsa’nın din-i hakikîsi olan İsevîliğe bilinen şekliyle üçüncü yüzyılın başlarında girmiştir. Gerek Sinoptik İnciller denilen Matta, Markos ve Luka’da O Allah’ın ‘seçilmiş’ ve ‘gönderilmiş’ bir peygamberi olarak sunulmakta; gerekse ilk Hristiyanlar böyle bir inançtan habersiz bulunmaktaydılar. Fakat Hz. İsa’dan sonra takipçileri arasında ayrılıkların çıktığı tarihî bir gerçektir. Bu ayrılıklar zamanla itikad alanına da sıçramış, nasıl ki İslâm siyasal ayrılıklar zamanla itikadî ayrılıklara dönüşmüş ve bazı faktörlerin de etkisiyle Allah’ın sıfatları, kazâ-kader meselesi ve Kur’ân’ın mahluk olup olmadığı tartışılıp durmuşsa, aynı şeyler Hristiyanlıkda da olmuştur. Bunlara yol açanlardan ilki ve en önemlisi de PAVLOS olmuştur. Çünkü Pavlos, ‘Rasullerin İşleri’nden öğrendiğimize göre gezileri sırasında Yunanistan’a da uğramış, Epikürcü ve Stoacı filozoflarla temasları olmuş ve çok büyük ihtimalle PLATON’un Ruh’un bekâsı ve Allah’ın insan bedenine hulûl ettiğini savunan FELSEFÎ görüşlerinin etkisinde kalmıştır. Yani bir bakıma İsevîliğe en büyük ve en önemli darbeyi vuran etkenin, Platon’un (Eflâtun olarak da geçer) Felsefî görüşlerinden kaynaklandığını ve fikirsel altyapısını O’nun tarafında geliştirilen LOGOS (İnsana ezeliyet atfeden bir felsefî görüş sistemidir. İnsan Ebedî’dir fakat Ruh’u ezelî değil, sonradan Allah tarafından yaratılmıştır) öğretisinden aldığını söyleyebiliriz. İşte, Platon’un geliştirdiği bu görüşleri kendi benimsediği İsevîlik diniyle birleştiren Pavlos ortaya Hristiyanlık adı altında gerçek İsevîlikten uzak, Hz. İsa’nın yani ölümlü bir insanın, Allah veya Allah’ın oğlu olduğunu savunan yeni bir din ortaya çıkarttı. Bu felsefî fikirlerin Hristiyanlıkta ilk kez, özellikle Platonik etkileri Kanonik İncillerin en son yazılanı olan ve ikinci yüzyılın başlarında kaleme alınan Yuhanna İncili’nde görüyoruz. Bu İncil, Logos öğretisini vererek başlamakta ve Hz. İsa’ya bir bakıma ezeliyet atfettiği gibi, ‘Allah’ın bir insana hulûl etmesi’ gibi ŞİRK’e (Allah’tan başka ilâh ve O’nun eşi ve benzeri olmadığına dayalı ‘TEVHİD’ inancının tam zıttı olan ve birden çok Tanrının veya Yaratıcının olduğuna dayalı tarihteki en büyük inkârcı fikir sistemlerinden birine) kapı açıcı ifadeler taşımaktadır. Bu Öğretinin temelini oluşturan ve İSEVÎLİĞİN, HRİSTİYANLIK halini almış şeklini oluşturan, ÜÇ YANLIŞ İNANÇ vardır:

   1-  TESLİS (ALLAH’ın Baba, Hz. İSA’nın Rabb ve O’nun oğlu, aynı şekilde RUH-ÜL KUDÜS’ün de üç ilâhtan biri  olarak kabul edilmesi) inancı, 

   2-   İNSANLARIN fıtraten kötü ve CEHENNEMLİK olup, Hz. ÂDEM ilk günahından gelen bu kötülüğü, Hz. İSA’nın çarmıha gerilmesiyle temizlemesi ve bu nedenle ŞERİAT’ın gerekli olmayıp, Hz. İSA’ya salt inanmakla CENNET’e girilebileceği inancı,

   3- Hz. MUHAMMED’in ŞERİAT’ını ve SON PEYGAMBER olduğunu red ve Hz. İSA’nın çarmıha gerilerek öldürüldüğü inancı.

Tarih boyunca, neredeyse İKİ BİN senedir bu sapkın ve yanlış İNANÇ, milyonlarca Hristiyanın inkâra sapmasına ve CEHENNEM’e gitmesine neden olmaktadır..

İsevîlik İşaretleri’nin birinci kısmını oluşturan bu eser; Hristiyanlık tarihinin oluşumunu, gelişimini; Hz. İsa’nın İlk Hayatını ve Göğe alınışını; O’nun yaşamış olduğu Filistin ve Ortadoğu’nun iki bin yıl önceki coğrafî, siyasal, ekonomik ve sosyo-kültürel yapısını da içeren çeşitli haritalar, krokiler ve tarihsel verilerden faydalanarak objektif bir biçimde ele alan ve konuyu Kronolojik bir Tarih sıralamasına göre detaylı bir şekilde inceleyen bir çalışmadır. 

Bu KİTAB’ın amacı; KUTSAL KİTAP ve İNCİL’lerdeki bu,

    1-    TEMSİLΠ GERÇEK ve HAKİKAT PARÇALARINI,

    2-    HZ. İSA ile İLGİLİ GERÇEKLİKLERİ,

    3-    İNCİLDEKİ KIYAMET SÜRECİ ile İLGİLİ

           BÖLÜMLERİ.

İlmî bir çerçevede ele alarak (Tarih, Coğrafya, Sosyoloji ve Arkeoloji gibi pozitif bilimlerin de yardımıyla) sırr-ı vahyin feyzi ve KUR’ÂN’ın ışığıyla aydınlatmaktır. Yani bu çalışma, Allah’ın Hz. Musa aracılığıyla İsrâiloğullarına vahyettiği yasaların tahrif edilmesi ve İncil’in Orijinali olan Allah’ın Hz. İsa’ya ilk gelişinde vahyettiği Kitabın ortadan kaybolması sebebiyle, varolan ve içinde tahrifatlarla birlikte birtakım doğru bilgilerin ve Hakikî İncil’den alıntıların ve parçaların da bulunduğu Kanonik ve Apokrif olarak kabul edilen İncillerdeki bilgileri, Kutsal Kitaptaki bilgileri; doğruya ve gerçeğe yaklaştırmak için yapılan bir düzeltme ve HRİSTİYANLIĞI İSEVÎLİĞE dönüştürme çalışması ve EHL-İ KİTAB’ın tabi olduğu iki büyük dini, yani HRİSTİYANLIK ve YAHUDİLİĞİ, ALLAH (C.C.) katında Hak Din olan İSLAMİYETLE birleştirerek üç dini İSEVÎLİK adı altında tek bir çatıda toplamaya çalışan ve Hz. İsa’nın ikinci gelişine zemin hazırlayan yeni bir çalışmadır. Hz. İSA’ya vahyedilen İNCİL’in ve Hz. MUSA’ya vahyedilen TEVRAT’ın ALLAH tarafından gönderilmiş ve TEVHİD inancına dayalı bir KİTAB olduğunu, insana ulûhiyet atfeden LOGOS ve KAOS TEORİSİ gibi FELSEFE’lerin geçersizliğini TARİHÎ ve MATEMATİKSEL verilerden, KUTSAL KİTAP metin ve belgelerinden ve ANTİK DÖNEM haritalarından yararlanarak İLÂN ve İSPÂT etmeye çalışan yaklaşık 600 sayfalık ilmi bir eserdir…

 

İSEVİLİK İŞARETLERİ-II {İŞARATU-L İSEVİYYE-II}(2008)

Kaos Teorisi, 20. Yüzyılda birtakım Yahudi Bilim Adamları ve Matematikçiler (Poincaré, Hedémark ve Lorénz gibi) tarafından teorik altyapısı ve temelleri oluşturulan ŞEYTANÎ bir FELSEFE Teorisi olup, asıl amacı birtakım hava durumu değişimleri ve Kaotik yapı gösteren sistemlerin sürekli salınımıyla (Periyodik olarak titreşimleriyle sonsuz bir döngü kurması) bu kaotik durum ve sistemin içinden, düzenli ve kısa süreli olan kararlı bir düzenin ortaya çıkabileceği ilkesine dayanarak; Kâinatın ilk yaratılış anındaki (BİG BANG) maddenin bir karışım (HEYULA veya KAOTİK) halinde bulunduğunu varsayıp, bu karışım halindeki maddenin atomlarının sürekli birbiriyle temas ederek ve titreşerek kendi kendine içinden sürekli ve düzenli bir sistemin ve kâinatın oluştuğunu ileri sürerek Allah’ın varlığını inkâr etmekte ve O’nun HİKMET’le ve Kademe Kademe yaratma işlevini birtakım KUVVET’lerin ve KARMAŞIK SİSTEM’lerin eline vererek ŞİRK’e kapı açmaktadır. 21. Yüzyıla gelindiğinde ise, bu dehşetli ve Şeytanî Teori, kendine EKONOMİ, TARİH, SİYASET, MATEMATİK, FİZİK, KİMYA, BİYOLOJİ ve ASTRONOMİ gibi pek çok Bilim dalında modern teknolojinin ve Bilgisayarların da sayesinde büyük bir uygulama alanı buldu. İşte bu dehşetli Teorinin fikirlerinden faydalanan DECCAL ve O’nun çoğu Yahudi olan bilim adamları grubu, bu Teoriyi Ekonomiye, Siyasete, Matematiğe, Fiziğe, Biyolojiye ve Astronomiye uygulayarak; maddenin ve her şeyin ve hatta daha da ileri giderek insanın da karmaşık ve kaotik bir sistemden kendi kendine bir denge durumuna ulaşmasıyla oluştuğunu savunarak, adeta her maddeye ve canlıya kendi kendini yaratma özelliğini ve ulûhiyyet fikrini atfederek bir yaratıcının ve Allah’ın varlığını inkâr etme noktasına götürmektedir. Allah’tan başka ilâh ve O’nun eşi ve benzeri olmadığına dayalı ‘Tevhid’ inancının tam zıttı olan ve her şeyin kendi kendisinin yaratıcısı olduğunu savunan bu ‘İnkarcı’ görüş, adeta kâinatta var olan tüm madde ve atom sayısı kadar ilâhın varlığını kabul eden sapkın bir düşünceyle her şeyin karmaşık ve kaotik bir düzenden kendi kendine oluştuğunu ve her şeyin kendi kendisinin yaratıcısı olduğunu ileri sürmektedir. Bu Teorinin temelini oluşturan ÜÇ ÇIKIŞ NOKTASI vardır:

   1-   BAŞLANGIŞ DURUMUNA HASSAS BAĞIMLILIK,

   2-   TÜRBÜLANS ve SONSUZ DÖNGÜ,

   3-   PERİYOT KATLAMA ve KELEBEK ETKİSİ.

Tarihte ortaya atılmış en büyük İNKÂRCI fikir sistemlerinden biri olan bu TEORİ, DECCAL’ın önderliğinde milyonlarca insanı CEHENNEM’e sürüklemektedir…

Yeni Ahit’teki temel konular ve özellikle de REVELATİON (VAHİY KİTABI), ÂHİR ZAMAN ya da SON ZAMANLAR olarak belirtilen KIYAMET’ten söz eder. Bu dönemde, Dünya çapında bir diktatörün (DECCAL ya da ANTİİSA) tarihte görülmemiş bir yıkım ve zulüm yapacağından, büyük bir savaştan (Armageddon Savaşı) ve hemen arkasından da MESİH’in yönetiminde sürecek bin yıllık bir barış ve saadet döneminden bahseder. Kimileri, İncildeki geleceğe ait ifadelerin mecazî olduğu ve insanların dinî tutumlarını ve Allah’la olan ilişkilerini yeniden gözden geçirmeleri için birer ikâz ve işaret olduğunu düşünür. Diğerleri ise, bu ifadelerin, açıkça mecaz (benzetme, temsil) olduğu belli olanlar dışında harfi harfine doğru olduğunu ve fiziksel olarak da gerçekleşeceğini iddia eder. Bazı kehanet yorumcuları, bu görüşten hareketle bu kehanetlerin nasıl gerçekleşeceğine dair bazı tahminlerde bulunmuştur. Pek çoklarına göre, Hristiyan tarihinin tamamı bu son dönemin içindedir. Onlara göre bu dönem, Hz. İSA’nın dünyaya İLK GELİŞİ ile başlamış, İKİNCİ GELİŞİ ile de tamamlanacaktır. Bazılarına göre ise, dinden uzaklaşma ve coğrafî yıkımlar (Depremler, Seller v.s.) ile kendisini belli edecek bu çağ, bir ANTİCHRİST (‘DECCAL’ ya da ‘ANTİİSA’)’in idaresindeki yedi yıllık bir BABYLON  (‘BABİL’ ya da ‘MEZOPOTAMYA) yönetiminin ardından, başlarında Hz. İsa’nın bulunduğu Hristiyanlar ile AntiChrist’in güçleri arasında gerçekleşecek olan bir savaşla (ARMAGEDDON SAVAŞI) son bulacaktır. Bu savaşta galip taraf, Hz. İsa’nın ordusu olacaktır. Savaşın sonunda Şeytan (‘İblis’ yada ‘Tağût’) bin yıl (Gerçekte 50 yıl) esir kalmak üzere bağlanacaktır. Bu bin yıl (ALTINÇAĞ) boyunca ALLAH’ın krallığı yeryüzünde hâkim olacaktır. Bu sürenin sonunda, Şeytan ve beraberindekiler ebedî olarak kalmak üzere CEHENNEM ateşine atılacaklardır…

İsevîlik İşaretleri’nin ikinci kısmını oluşturan bu eser ise; ilk eserde geçen yaklaşık iki bin yıllık bir sürecin, tarihsel uzantılarına ait ipuçlarının izlerini sürerek ve gelecekte oluşacak önemli gelişmelere ışık tutacak biçimde ele alarak, Hz. İsa’nın İkinci Gelişi; Deccal, Mehdi ve Ye’cüc ve Me’cüc’ün Ortaya çıkışı gibi önemli meseleleri, hiç değinilmemiş yönleriyle bambaşka bir açıdan ele alarak, yine aynı metodolojik yöntemle Kronolojik bir Tarih sıralamasına göre detaylı bir şekilde incelemektedir. 

Bu KİTAB’ın amacı; KUTSAL KİTAP ve İNCİL’lerdeki bu,

    1-   TEMSİLΠ GERÇEK ve HAKİKAT PARÇALARINI,

    2-   HZ. İSA ile İLGİLİ GERÇEKLİKLERİ,

    3-   İNCİLDEKİ KIYAMET SÜRECİ ile İLGİLİ

          BÖLÜMLERİ.

İlmî bir çerçevede ele alarak (Tarih, Coğrafya, Sosyoloji ve Arkeoloji gibi pozitif bilimlerin de yardımıyla) sırr-ı vahyin feyzi ve KUR’ÂN’ın ışığıyla aydınlatmaktır. Yani bu çalışma, Allah’ın Hz. Musa aracılığıyla İsrâiloğullarına vahyettiği yasaların tahrif edilmesi ve İncil’in Orijinali olan Allah’ın Hz. İsa’ya ilk gelişinde vahyettiği Kitabın ortadan kaybolması sebebiyle, varolan ve içinde tahrifatlarla birlikte birtakım doğru bilgilerin ve Hakikî İncil’den alıntıların ve parçaların da bulunduğu Kanonik ve Apokrif olarak kabul edilen İncillerdeki bilgileri, Kutsal Kitaptaki bilgileri; doğruya ve gerçeğe yaklaştırmak için yapılan bir düzeltme ve HRİSTİYANLIĞI İSEVÎLİĞE dönüştürme çalışması ve EHL-İ KİTAB’ın tabi olduğu iki büyük dini, yani HRİSTİYANLIK  ve YAHUDİLİĞİ, ALLAH (C.C.) katında Hak Din olan İSLAMİYETLE birleştirerek üç dini İSEVÎLİK adı altında tek bir çatıda toplamaya çalışan ve Hz. İsa’nın ikinci gelişine zemin hazırlayan yeni bir çalışmadır. Hz. İSA’ya vahyedilen İNCİL’in ve Hz. MUSA’ya vahyedilen TEVRAT’ın ALLAH tarafından gönderilmiş ve TEVHİD inancına dayalı bir KİTAB olduğunu, insana ulûhiyyet atfeden LOGOS ve KAOS TEORİSİ gibi FELSEFE’lerin geçersizliğini TARİHÎ ve MATEMATİKSEL verilerden, KUTSAL KİTAP metin ve belgelerinden ve ANTİK DÖNEM haritalarından yararlanarak İLÂN ve İSPÂT etmeye çalışan yaklaşık 600 sayfalık ilmi bir eserdir…

EVRİM TEORİSİ & YARATILIŞ GERÇEKLİĞİ-I    

EVRİM TEORİSİ (KEVN-ÜT TEKAMÜL-I)(2009)

Evrim Teorisi ve Yaratılış iki zıt görüş olarak tarih içerisinde hep sürdürülegelmiştir. Fakat aslında, bu iki kavram TEKAMÜL (değişerek yaratma) noktasında kesişmekte ve yaratıcının varlığını daha iyi  ispatlayan birer teoriye dönüşmektedir. Söz gelişi, güneşin orada, yerkürenin burada bulunuşu ve belli bir süratle dönmeleri, gayeli bir davranış mıdır? Plânlanmış bir hareket midir? Yoksa, gelişigüzelliğin zaman içerisinde kademeli olarak devam eden bir hareketler zincirinin bir sonucu mudur? Yeryüzünün hâkimi olan insan, acaba bir takım tesadüf ve rastlantıların ürünü müdür? Yoksa, belirli bir gayeye göre bir Yaratıcı tarafından plânlı olarak mı yaratılmıştır? Yaratılış ne zaman başlamıştır ve ne zaman bitecektir? Varlıkların plânlı Yaratılmış olabileceğini ifade etmek, ‘bilimsel’ bir düşünce tarzı değil midir? İnsanlık tarihi kadar eski olan bu sorulara cevap bulma gayreti, değişik düşünce akımlarını doğurmuştur. “Felsefi fikirler” olarak ifade edebileceğimiz bu görüşler, iki ana grup altında değerlendirilebilir:

Birincisi, tesadüf ve rastlantıları esas alan ve bir yaratıcının varlığını kabul etmeyen düşünce tarzı,

Diğeri de, her bir varlığın gayeli yaratıldığını kabul eden görüş.

Günümüzün evrim felsefesinin temelini teşkil eden tesadüfçü görüş, Milattan Önce 5. asırda Leucippus ve Democritus’la başlamış, değişik versiyonlar ve adlar altında günümüze kadar ulaşmıştır. Bu felsefi düşünceye göre, canlıların yapısında, bir gayeyi, bir plânı araştırmak gereksizdir. Meselâ, gözler görmek için yaratılmamış, şans eseri oluşmuştur. Canlı, şans eseri ona bir defa sahip olduğunda görmemesi imkânsızdır. Bu yüzden tabiattaki gözle görünen açık intizamın ve ahengin temel sebebi şans ve ihtiyaçlardır.

İlk insan Hz. Âdem’den itibaren gayeliliği esas alan düşünce sistemine göre ise, hiçbir şeyin başıboş ve tesadüf eseri olmadığı, bütün varlıkların belirli bir gaye ve hedefe göre plânlanarak yaratıldığı belirtilir. Günümüzde buna “Plânlı Tasarım” deniyor. Amerikalı Biyokimyacı Michael Behe’nin öncülük yaptığı bu görüş, Darwin’nin Kara Kutusu (Darwin’s Black Box) kitabıyla şöhret buldu. Darwin Teorisine alternatif olarak ileri sürülen bu görüşe göre, Darwin zamanında hücrenin içini bilinmeyen bir “Kara Kutu” olduğu, hücrenin detayları anlaşıldıkça, burada “çok kompleks bir tasarımın” bulunduğuna dikkat çekiliyor. Behe’ye göre, canlılardaki kompleks sistemlerin doğal seleksiyon ve mutasyonla, yani bilinçsiz mekanizmalarla ortaya çıkması imkânsızdır. Bu durum, hücrenin bilinçli bir şekilde tasarlandığını göstermektedir. Yaratılış ve gayeliliği savunanlar; atomun etrafında saniyede 50 bine yakın devir yapan elektronun, bir an bile tesadüfle ve başıbozuklukla hareket edemeyeceğini belirtilirler. Elektronların gelişi güzel hareket ettiği farz edilse, o elektronun hızla yörüngesinden fırlayarak, diğer atom sistemlerinin parçalanmasına ve neticede zincirleme atom reaksiyonlarıyla bir anda kâinatın atom bombası gibi infilak edebileceğine dikkati çekerler. Böylece, bir atom ve elektron hareketinin dahi başıboş ve tesadüf eseri olamayacağını nazara verirler. Dolayısıyla, bütün varlıkların sonsuz bir kudret ve ilim sahibi tarafından plânlı ve gayeli yaratılıp idare edildiğini nazara alırlar.

Materyalist felsefeyi savunan evrimcilerin en çok üzerinde durdukları konulardan birisi, varlıkların plânlı ve maksatlı yaratılmış olduklarını ileri sürmenin ‘bilimsel’ olmadığı, böyle bir düşüncenin ‘dogmatik’ olduğu ve tartışılamayacağı iddialarıdır. Niçin bu iddialarında ısrarlıdırlar? Çünkü Selimiye’yi kabul edip, Mimar Sinan’ı kabul etmemek mümkün değildir. Dolayısıyla, “Selimiye Camii’ni bir ustanın yapmış olmasını düşünmek bilimsel değildir” deyip mantıklı düşünmenin önü kesiliyor ve her şey tesadüflerin eline veriliyor. Tesadüfen basit bir çorba bile oluşmazken, dünyadaki sonsuz sayıdaki varlıkların tesadüfen meydana geldiğini kabul etmek, onlara göre, bilimsel bir düşünce tarzı oluyor!

Gözlüğün ustası vardır, ama göz tesadüfün eseridir!

Aslında plânsız ve tesadüflerin ürünü bir varlığı incelemek yerine, plânlı tasarımın bulunduğunu bilerek araştırmanın çok daha mantıklı ve araştırma ruhunu kamçılayıcı olduğunu onlar da kabul ediyor. Ama maalesef, materyalist düşünceye olan dogmatik yaklaşım, mantıklı düşünmeye de ket vuruyor. Bir insanın kullandığı gözlüğün mutlaka bir ustasının olduğu ve bunun bir gayeye göre ve ölçülü yapıldığında herkes hemfikirdir. Ama gözün yapısına gelince, o tesadüfe veriliyor!

Bir ilah yerine sayısız ilah!

Her saniye binlerce değişik ve planlı reaksiyonların cereyan ettiği hücreyi, bu materyalist felsefeye göre, bu hücrenin içersindeki DNA molekülleri idare etmektedir. Üstelik bunlar ‘akıllı moleküller’ olarak adlandırılır. Bu moleküller hücrenin en ince ayrıntılarına kadar her şeyi bilecek, o canlının geçmiş ve geleceğini kavramış olacak. Tabiî bu yetmez, gerekli icraatları yapacak, hücreler arasındaki organizasyonu sağlayacak kudrete sahip bulunacak. Velhasıl, bu moleküller bir ilah kadar ilim, irade ve kudrete sahip olmalıdır. Böyle bir düşünceyi savunanlar, bir ilahı kabul etmeyip, atom ve moleküller adedince ilahları kabule mecbur kalıyorlar. İşin garibi, tek ilahı kabul ederek meseleye yaklaşım bilimsel bir düşünce tarzı olmadığı gerekçesiyle hemen reddediliyor. Ama her bir atoma veya moleküle bir ilah kadar görev yüklemek, tek ilmi düşünce sistemi olarak takdim ediliyor. Bize de, “Bu kadarına da pes doğrusu” demek düşüyor..

EVRİM TEORİSİ ve YARATILIŞ GERÇEKLİĞİ-II

EVREN ve CANLILARIN YARATILIŞI

KEVN-ÜT TEKAMÜL-II(2009)

Yaratılış konusunu SORU-CEVAP şeklinde ele aldığımız bu ikinci cildimizde, meselelerin ilmi boyutuna ve derinliğine göre bazı meselelere kısa cevap şeklinde açıklama getirilirken, bazı önemli meseleler uzunca gitmiştir. Bununla beraber, her konunun teferruatına yeterince inilip, meselenin imani boyutuna bakan tahkiki kısmı aydınlatılmaya çalışılmaktadır. Herkes her meselenin cevabını tam anlamasa da, hissesiz de kalmaz. Yaratılış konusunu ele aldığımız ve sık sık sorulmakla beraber genellikle Felsefeden kaynaklanan bazı kafa karıştırıcı unsurların ve konunun inkarına götüren bazı meselelerin güncel olarak yorumlanmasına çalışılmış, nakli ilimlerin kaynağı olan Kur’an ve Hadis kaynaklı açıklamalarla beraber modern akli ilimlere (Fizik, Kimya, Biyoloji, Organik Kimya, Botanik, Fizyoloji, İmmünioloji, Nöroloji, Anatomi gibi vs.) dayanan delillerinin araştırmaya dayalı tahkiki kısımlarının verilmeye çalışıldığı bu biyoloji eserimizde, her konuyu genel olarak ÜÇ bölüm halinde ele alıp;

1- Önce Kur’an ayetleri ışığında yaratış konusunda sıkça gündeme gelen ve evrim teorisi ile benzeri yaratılış karşıtı görüşleri sık sık çatıştıran önemli konu başlıklarını genellikle felsefeden kaynaklanan önemli meselelere soru-cevap şeklindeki açıklamalarla “Felsefeden Kaynaklanan Yaratılış Meseleleri” kısmında izah ve isbat getirmeye çalışacağız.
2- Daha sonra ise, yaratılışı meydana getiren yapılanmaların temellerini teşkil eden moleküler yapıları Organik Kimya biliminden yararlanarak açıklamaya ve canlı bir organizmanın hangi maddelerden teşekkül ettiğini ve nasıl meydana geldiğini basitten karmaşığa doğru detaylı bir şekilde “Canlılığın Yapıtaşları ve Organik Kimya” kısmında inceleyeceğiz.

3- En sonda ise, yaratılışın sürekli ve dinamik olarak yinelenmesiyle meydana gelen doku ve organ topluluklarının sistemli bir şekilde nasıl meydana geldiğini, bunların vücutta hangi fonksiyonları yerine getirdiğini “Canlılığı oluşturan Organ ve Sistemler” kısmında inceleyeceğiz.

İşte, İki ciltlik bu dev eser, Evrim teorisini bilinçsizce ve detaylarını araştırmadan inanan genç araştırmacılar ve tüm genel okuyucu kitleleri için hazırlanmış, Yaratılış ve Allah'ın varlığını Kimya ve Biyoloji lisanıyla açık olarak ilan eden detaylı ve gerçekçi ilmi bir eserdir. Günümüzün kimya ve biyoloji bilgisinin geldiği son noktaya kadar konuyu derinliğine inceleyen ve basit bir anlatımla okuyucuna sunan faydalı bir eserdir. Bu eser, aynı zamanda genç kitleleri hızla etkileyen ve batı kaynaklı olan ve ayrıca evrim teorisine dayalı öne sürdüğü fikirlerle yaratılışı ve Allah'ın varlığını inkar etmeye çalışan yeni bir akım olan Richard Dawkins ve şahsında yazılmış (Tanrı Yanılgısı gibi v.b.) benzeri eserlere pozitif bilimlerden ve organik kimya biliminden yararlanarak tam bir cevap niteliği tarzındadır...

ZAMANIN SAHİPLERİ 

SAHİB-ÜZ ZAMAN(2010)

KUR’ÂN-I HAKÎM’de, KIYAMET’e ve AHİR ZAMAN’a bakan pek çok âyetin cifirsel hesaplamalarını ele aldığım, küçük bir kitapçık şeklinde fakat içeriği ve ele aldığı meseleleri gayet geniş olan bu önemli eserimde, ahirzamanda gerçekleşecek olan pek çok önemli dini meselelerden ve kıyamet alametlerinden kısa kısa özet parçalar halinde yalnız işaret etmek suretiyle bahsedeceğim. Detaylarına girmeyeceğim. Elbette ki, elde edilen bu cifirsel sonuçların kaynağı olan Kur’an bahri, burada kısaca ele aldığım ve bahsettiğimden çok daha fazlasını içerir ve buradaki yekûn, o bahrin ve okyanusun yalnızca küçücük bir damlası belki bir katresi hükmündedir. Bununla birlikte, diğer Kıyamet Gerçekliği eserlerinin aksine, bu eserde sadece Arapça bir Kur’ân ile bir ebced hesabı tablosundan başka kaynak kullanılmayıp; elde edilen sonuçlar 33 PENCERE ve 33 HAKİKAT’ten meydana gelen toplam 66 MADDE halinde not edilmiştir.  Ayrıca, Kur’ândaki bazı âyetlerde Kıyamet Gerçekliğine ve Müellifine yapılan işaretlerin bir kısmını da ele aldığım bu eserimde, içinde bulunduğumuz ahir zamanın önemi ve kıyamet konusu ana temayı oluşturarak, açıklamaları da verilen detaylı cifirsel hesaplamalar yardımıyla vurgulanmaya çalışıldı..

Ben, kendi tarihçe-i hayatıma ilişkin bir eser hazırlamayı çok zaman düşünmüştüm fakat sonradan gördüm ki, buna lüzum kalmadı ve bu eser bir nevi Kıyamet Gerçekliği’nin ve Müellifinin kısa bir tarihçe-i hayatı hükmüne geçti. Bir nevî Kıyamet Gerçekliği’nin kerameti ve önemli bir kısım tevâfukâtı olan bu özel ve şimdilik açıklanmasını uygun görmediğim bu mahrem kısımlarda; henüz bende kesinliğine ilişkin tam bir fikir bulunmamakla birlikte günümüzde henüz ortaya çıkmaya başlayan manevi ve hakiki bir tefsirin önemine işaret edilmekle beraber, çok tartışılan Hz. Mehdi’nin gelişi ve  Hz. İsa’nın ikinci gelişi gibi önemli meselelere ve diğer Kıyamet alametlerine de detaylı olarak değinilerek, belki de daha önceki hiçbir çalışmada değinilmemiş yönleriyle gerçekçi bir şekilde ele alınarak Kıyamet ve Haşir konuları tahkiki bir şekilde isbatlanmaya çalışıldığı gibi, bu küçük risale Kıyamet Gerçekliği’nin hakiki bir numunesi hükmüne geçmiştir..

 

MESNEVİYE-İ  UHREVİYYE(2010)


Mesneviye-i Uhreviyye isimli bu eserimiz, parça parça iç içe geçmiş halkalar halinde varlık alemine ait bir kısım varlıkların, Kainatı müşahede etmesini ve Yaratılış delillerinin kendi Lisanlarıyla konuşturulmasını anlatır.

 

Hz. Mevlana ve Şems-i tebrizi'nin tanışmasının sırlarını araştıran üç arkadaşın 80'li yıllarda bir panelde tanışmasıyla başlayan hikayemiz, hakikati arayan bu ü ç yolcu arkadaşın ta 1200'lü yıllara Şems'in peşine düşerek ilahi AŞK'ın anlamını araştırmakla giriştikleri yolculuğun sonunda nefes kesici bir biçimde tevhid dinlerinin en eski tarihi kökenlerine ve mistisizmine uzanarak ulaştıkları sembolik kavramları canlı bir biçimde diyaloglar şeklinde anlatıyor. Bu çok uzun mistik tarih yolculuğu sırasında, Her bir varlık, kendi varlığına bir delil olduğu gibi, ondan çok daha önemli olan Yaratıcısını da gösterdiği ve ilan ettiği gibi, kainatta gerçekleşen pek çok hikmetli Tabiat harikası varlığın da, tek BİR yaratıcıyı gösterdiği ortaya çıkıyor. İşte bu önemli eserimizde, varlıkların bu yönünü ele alarak kainatta var olan en büyük cisimlerden en küçüğüne doğru giden bir sıralamada örnek olarak seçtiğimiz bazı varlıklara ilişkin yaratılış delillerini hikaye tarzında aktararak anlatacağız.

Eserin Metodolojisi ve Dokusu, en küçük ve en büyüğü bir çember üzerinde birleştiren bir yaratılış silsilesi içerisinde devam eden bir yolculuktan ibarettir. Bu yolculuğumuza, kainattaki en büyük cisimle ve onun hikayesiyle başlayarak, en küçüğün hikayesini anlatarak bitireceğiz ve sonunda göreceğiz ki, kainat bir bütün olarak en küçük yapıtaşından en büyüğüne kadar mükemmel bir yaratılış silsilesi içerir ve her varlık kendi lisan-ı haliyle yaratıcısına işaret eder ve onun varlığını bildirir. Dolayısıyla, kainattaki en büyük ve en küçük arasında, yaratılıştaki zorluk bakımından bir fark olmayıp, en küçük en büyüğün küçültülmüş bir sureti hükmündedir.

Bu yolculuğumuz sırasında, Atomlardan Yıldızlara; Sineklerden İnsanlara kadar kademe kademe sıralanan bu yaratılış silsilesi içerisinde birbirine bağlantılı bir silsile-i nuraniye olduğu müşahede edilecektir. Aynı zamanda, kendi içerimizde de gerçekleşen bu yolculuğun son kısımlarında şöyle bir tablo ile karşılaşırız ki, yaratılışın en ince noktalarında Küçük ile Büyük; Zerre ile Kürre bir olmaktadır ve kendi nefsimiz bu ikisinin arasında bulunan nihayetsiz dereceler arasında yükselip alçalabilmektedir.

 

Kainatı anlayış ve kavrayış kapasitesiyle sınırlı olan bu derecelendirme, her varlığa kainatta bir konum ve yer belirler. İşte, kainatın halifesi olan insan da bu silsilenin en üstünde yer almakla birlikte; yaratıcısını tanımadığı takdirde, bu silsilenin en altına inebilmekte ve en adi bir hayvandan daha aşağıya düşebilmektedir. İşte, eserimizi takip ederken biz de kendimize buna göre bir rol biçmeli ve kainatı müşahede eden ve yaratıcısını isbat ve ilan eden şu varlıklardan ibretli bir ders alıp iman etmeliyiz ki, Can kuşunun dünya hayatına salınmasıyla başlayan bu yolculuğa, Kabir, Berzah, Sırat, Mizan, Terazi, Cennet ve Cehennem uçuşlarıyla devam edelim ve sonunda Hakikat-i ilahiyeye ulaşabilelim.

 

 

Ben çok zaman, Hz. Mevlana’nın Mesnevi’si gibi bir eser hazırlamayı düşünmüştüm. Fakat sonradan gördüm ki, bu küçük ve harika eser Kıyamet Gerçekliği’nin canlı varlıklara ait bir müşahedatı ve mesnevisi hükmüne geçti..

 


“Eğer siz tembel kalıp da onun yolunu yapmazsanız, YÜZ SENE SONRA (veya tam olarak hicri 1400 yıl sonra) TAMAMEN O'NUN CEMÂLİNİ GÖRECEKSİNİZ. Zira sizinle İSTANBUL arasındaki mesafe bir aylıktır...”

 

{Bediüzzaman Said-i Nursi Hz, Beyanat ve Tenvirler, Sayfa 75-76, 1911}


Hakikate ulaşmak için içinizdeki çocuğu dinleyin yeter..

O size gerçeği seslenecektir, hepsi bu.. Vesselam...

(C) Copyright by


KONUYLA İLGİLİ İNGİLİZCE KAYNAK KİTAPLAR -RELATED TOPICS OTHER ENGLISH BOOKs- RELIGION BOOKs: Religion Books BIOGRAPHY BOOKs: Biographies & Autobiographies ART&PHOTOGRAPHY BOOKs: Art & Photography Books MEDICAL BOOKs: Medical Books ARTHITECHTURE BOOKs: AbeBooks - Architecture Books MIND&SPIRITUAL BOOKs: Body, Mind & Spirit Books HISTORY BOOKs: History Books EDUCATION BOOKs: Education Books NATURE BOOKs: Nature Books

Son Güncelleme (Pazartesi, 04 Kasım 2013 22:58)

 "I have always imagined that paradise will be a kind of library." Her zaman Cennet'in Kitaplardan oluşmuş bir çeşit kütüphane olduğunu hayal ettim.. - Jorge Luis Borges -

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

[GTranslate]
English French German Italian Portuguese Russian Spanish
Facebook Sayfamız
Arama
İSLAMİ BİLGİLER

 

Peygamberler Tarihi

Siteye Üye ol
RSS {Siteye Abone ol}
Kimler Online
Şu anda 29 konuk çevrimiçi