Kur'an ve Hadis
.: Günün Ayeti :.
 
.: Günün Hadis-i Şerf-i :.
 
.: Günün Sözü :.
 

 

GÜNCEL & GLOBAL & GÜNDEM

2014  ile ilgili açıklama:

Fotoğraf
 
  

 

"Bilindiği üzere, Bu yıl ortasında gelişen Suriye ve Irak'a sıçrayan IŞİD Hareketinin hadislerde bildirilen 2. siyah sancaklı hareket olarak bildirilen bir fitne olduğu ve bunun yayılmasıyla 3. DÜNYA SAVAŞI'nın arefesine gelindiğini göstermektedir. Kısa sürede, Türkiye, Irak, İran ve Suriye'yi aynı eksene iten bu örgütün Kuzey Irak üzerinde hakimiyet kurmak isteyen, Türkiye'ye karşı olan Amerika ve İsrail destekçileri olduğu gün geçtikçe daha da anlaşılır bir hale geldi.
 
Hamd, Alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur Salat ve Selam O (S. a.s)'in, aline ve ashabının üzerine olsun..

 

"On alamet belirmedikçe kıyamet kopmaz:

Mehdi'nin çıkışı (2006)(1),

Meryem oğlu İsa'nın nüzulu(2036) (2)

Deccâl (2037) (3),

Dâbbet'ül-Arz (2064) (4),

Güneşin batıdan doğması (5) (2065),

Ye'cüc ve Me'cüc'ün yeryüzüne çıkışı (AGARTHA) (2052) (6),

Üç büyük yer kayması: Biri doğu'da (8)

İkincisi batı'da, (9) Üçüncüsü Arap yarımadasında, Duman(2091)

(10) Yemen'de çıkacak ve insanlığı mahşere kadar körükleyen bir yangın. (2112)" (Müslim, Ebu Dâvud )


"Meryem oğlu İsa, nüzül etmedikçe kıyamet kopmayacaktır..." (Buhari,İbn Mâce)

Bugüne kadar, Ehli sünnet alimleri, bu açık ifadelere hiçbir yorum getirmemişler, olduğu gibi inanmışlardır. Bundan sonra da, ehli sünnet yolunda olanların böyle inanmaları, Ehli sünnet dışı aykırı yorumlara itibar etmemeleri gerekir..

Yeni Kitaplar Arama
Kimler Online
Şu anda 27 konuk çevrimiçi
AMAZON.com kitaplar

İNGİLİZCE KIYAMET KİTAPLARI

 

 

Hz. İSA'NIN ikinci gelişi ile ilgili ingilizce kitaplar {Jesus -Second Coming- Books}

 

 

Kıyamet Gerçekliği Külliyatı Tüm Kitap Marketlerde

12. Asrın Müceddidi Kimdir?

12. Asrın Müceddidi Mevlana Halid-i Bağdadi Kimdir?


“MEVLANA HALİD-İ BAĞDADİ” KİMDİR?

 

Hicri 12. Asrın Müceddidi Mevlana Halid-i Bağdadi (1776-1826) 

 

 

Zülcenaheyn Ziyaüddin Mevlana Halid-i Bağdadi (Kaddesallahu Sirruh)

 

 

 

Halid-i Bağdadi'nin Yüzlerce Halifelerinden Sadece Birisi:

Kafkas Kartalı Şeyh Şamil (K.S.)

 

Mevlana Halid-i Bağdadi, 1776-1826 yılları arasında Bağdat’ta yasamış ve Kadiri dergahında eğitim görmüş bir Mevlevi’dir. Bağdadi,“Abdülkadir Geylani”nin el verdiği bir kimse olarak da bilinmektedir. Bu özelliği ile Halidilik ve Geylanilik, Müslümanlık’ta birbiriyle bağıntılı bir tarikat gibi görünmüştür. Ancak, daha sonra, Hazreti Hızır’dan ders aldığını ve onunla “Alemleri, ilahi katları ile birlikte gezerek ögrendiğini” bildiren Bağdadi, bir tarikat olmayan, ancak bir bilim ve sevgi birligi olarak tanımlanabilecek “Halidi Öğretisi” ile Geylanilik’ten ayrılmıştır.

 

Bağdadi ve Halidilik tarikati ile ilgili olarak dilimizde yayınlanmis olan üç eser biliyoruz: Bunlar, “Halidiye Risalesi”“Mecd-i Talid” (Büyük Doğuş) ve“Semsü’s Sümus” (Güneşler Güneşi) isimli eserlerdir (K43). Yakup Çiçek tarafindan dilimize çevrilen bu eserlerde, Bağdadi’nin doğum tarihi, Hicri 1190 (Miladi 1776)  olarak verilmistir. Ölüm tarihi ise, Hicri 1242 (Miladi 1826)'dır. Bağdadi’nin yasam öyküsünü, söz konusu eserlerden aktararak kısaca sunuyoruz:

Bağdadi, Irak’ta, Süleymaniye’ye sekiz kilometre uzakliktaki Karadağ kasabasında doğmuş ve orada büyümüştür. Zamanın ünlü hoca ve alimlerinden eğitim görmüş, Arapça ve Farsça nazım ve nesirdeki üstünlüğü ile en önde gelen belagat alimleri seviyesine yükselmiştir. Daha sonra, eğitimi için uzak yerlere giderek, oralarda ilmini daha yüksek mertebelere çıkarmıstır.

Bağdadi, tanınan ve takdir edilen ilmi kisiliğinin yanısıra, üstün ahlak ve“takva”sı ile de her zaman dikkati çeken bir özelliğe sahipti. “Ledunni” (kaynağı Cifirsel olan Kur’an’daki gizli ilimler) bilimlere son derece vakıf olup, bu konularda o zamanının ileri gelen üstadlarından da daha ileri bir derecede bulunmaktaydı. Üstün bir zekaya, güçlü bir hafizaya ve derin bir anlayışa sahipti. Bununla birlikte, hocalarına karşı kendini küçük ve aciz gösterir; bildigi halde bilmeyen bir kimse gibi davranırdı. Bu, bir anlamda, yaptığı hayrı, iyiliği duyurmak istemeyen; ancak, yaptığı menfi bir hareketi de gizlemeye çalışmayan kimse anlamına gelen “Melami” davranışıydı. Herkes tarafından sevilen, pek sabırlı, kanaatkar ve pek muhterem bir kişıydi. Daima ruhani bir cezbe, algılama ve tefekkür halinde bulunan Bağdadi Hazretleri, manen kemale ermiş üstün bir kisiliğe sahipti.

Bağdadi’nin, Hicri 1220 yılında Medine-i Münevvere’yi ziyareti sırasında başından geçen ilginç bir olayı kendi ağzından dinleyelim:

“Medine-i Münevvere’de, “salih”lerden biri ile karşılaşıp, özellikle irşadım konusunda faydalanmak istiyordum. Bir gün, Yemenli, “istikamet sahibi”, alim ve kamil bir zatla karşılaştım. Hiç bir şey bilmeyen bir kişinin, büyük bir alimden nasihat istemesindeki tavrını takınarak, bana öğüt vermesini talep ettim. Bir çok nasihatte bulundu ve sonunda şöyle dedi: “Mekke-i Mükerreme’de, zahiri görünüşü şeriata ters düşse bile, gördüğün her şeye hemen karşı çıkmaya kalkışma”. Mekke-i Mükerreme’ye vardığımda, bir cuma günü, bir deve kurban eden kişinin eciri kadar sevaba nail olmak için, Mescid-i Haram’a erkenden geldim. Kabe’ye karşı oturup “Delail” okumaya başladım. Bu sırada, siyah sakallı, gösterişsiz, basit bir kıyafet giymiş bir adamın geldiğini ve sırtını Kabe’nin duvarına dayayıp, yüzünü bana çevirdiğini gördüm. İçimden, “Bu adam Kabe’ye karşı edep dışı davranıyor” diye düşündüm. Bu düşüncemin akabinde, o adam bana şunları söyledi: “Be adam!  bilmiyormusun, Allah katında mümine hürmet, Kabe’ye hürmetten daha üstündür. Tutup da, benim Kabe’ye sırtımı dönüp, yüzümü sana çevirmeme itiraz ediyorsun. Hem sen Medine’de yapılan nasihati ne çabuk unuttun”. Bu sözler üzerine, onun kesinlikle büyük bir “veli” olduğunu anladım ve hemen ellerine kapandım. Özür dileyerek beni irşad etmesini istedim. O da, “Senin irşadin bu diyarda değildir” deyip, eliyle Doğu taraflarını, Hindistan tarafını işaret etti. “Sana bu yönden işaret gelecektir ve irşadın orada olacaktır” diyerek sözünü tamamladı.”

Bağdadi, bu olaydan dört yıl sonra, Hicri 1224 yılında Hindistan’ın Cihanabad şehrine giderek, orada Şeyh Abdullah Dehlevi Hazretleri’nin mürşidliğinde Nakşibendi tarikatının eğitimine girer. Orada bir yıl kadar kaldıktan sonra, Şeyh Hazretleri, ona, “velayeti ikmal ettiğini”, dirayet ve tam bir vukufla“sülukunu” tamamladığını bildirir ve “işad icazeti” verir. Hilafetin en üst derecesi olan “Hilafet-i Tamme” ile onu beş tarikatta halife yapar. Bu tarikatlar, Nakşibendi, Kadiri, Sühreverdi, Kübrevi ve Çesti’dir. Dönüşünde, Şeyh Hazretleri onunla birlikte yedi kilometre yürüyerek Bağdadi’yi yolcu eder. Bağdadi, seyahat ettiği beş gün süresince, yemez, içmez; vaktini sadece ibadet ve zikirle geçirir. Beşinci gün, Şiraz yakınlarındaki bir limandan İsfahan’a geçer. Uğradığı her yerde, insanları hidayete davet eder. Hemedan ve Semedüc’e gelir. Senedüc’de kaldığı süre içinde, matematik, geometri, astronomi ve cografya ilimlerini tahsil eder. Hicri 1226’da, nihayet Süleymaniye’ye ulaşır. Bundan iki yıl sonra, Hicri 1228 yilinda Bagdat’a yerlesen Bagdadi, burada on yil kadar kaldiktan sonra, Hicri 1238 yilinda, müridleri, “etraf-i iyali” ve halifeleriyle birlikte Sam’a yerlesir. Kaldigi her yerde, kalabalik insan gruplarinin izdihami içerisinde, bir çok alim ve emir onu ziyarete gelir. Gelenleri, tefsir, hadis, tasavvuf, fıkıh ve çeşitli ilmi konularda yetiştirmeye çalışır, irşad eder. Kudüs, Halep ve Irak’ın tamamı, özellikle Bağdat, Basra, Kerkük, Erbil, İmadiye ve Cezire bölgeleri; Güneydoğu Anadolu, özellikle Mardin, Gaziantep, Urfa ve Diyarbakır bölgeleri; ayrıca, Hindistan, Afganistan, Maveraünnehir, Mısır, Amman ve Magrip (Batı ülkeleri) halkından pek çok kimse onun müridi olmuşlardır.

Mevlana Halid-i Bağdadi, Hicri 1242 (Miladi 1826) yılında, “Zilkade”nin 14. Cuma gecesi, Taun hastalığından vefat etmiştir. Kabri, Şam’da, Salihiye’de olup, Müslümanlar’ın ziyaretine açıktır.

 

İSLAM KRİPTOLOJİSİNDE “BAĞDADİ”

 

Abdülkadir Geylani’nin dergahından Hazreti Hızır’in başkanlık ettiği “Kırklar Meclisi”ne yükseldiğinde, Bağdadi’nin bu makamla yetinmeyip, Hazreti Hızır’a şöyle dediği rivayet edilir:

“Benim “Kırklar”da, daha yüksek makamlarda gözüm yok. Benim gözüm senin ilminde. Çünkü senin ilmin, seni doğrudan alim olarak kuşatan Allah’tandır, kuldan değildir. Sana, Hazreti Musa’nın sorduğu gibi üç soru sorma gafletine düşene kadar yanında yoldaş olmama izin ver. Göreceksin, beni sabırlı bulacaksın ve senin Allahın izni ile yaptıklarının hiç biri hakkında soru sormayacağım.”

İslam kriptolojisinde anlatıldığı üzere, Hazreti Hızır onun bu dileğini kabul ederek, zaman ve mesafe tanımadan, bir nevi zaman yolculuğu yaptırarak izin verildiği ölçüde büyük etkinlikler oluşturmuştur. Örneğin, hiç Prusya’ya gitmediği halde, Bağdadi’nin, Alman Prensi Bismarck ile mükemmel bir Fransızca ile bir İslami tebliğ konusunda konuştuğu ve bu görüşmeden sonra Prens Bismarck’ın, Müslüman-Halidi olduğu bilinmektedir.

Prens Bismarck’ın Müslüman olduktan sonra Hazreti Muhammed ile ilgili olarak yazdıkları dikkat çekicidir:

“Seninle aynı asırda yaşayamadığımdan dolayı üzgünüm Ey Muhammed! Muallimi ve naşiri olduğun o kitap (Kur'an) senin değildir. O, Allah’a aittir. Bunun ilahi bir kitap olduğunu inkar etmek, mevcut ilimlerin batıl olduğunu ileri sürmek kadar gülünçtür. İnsanlık, senin gibi mümtaz bir kudreti bir kez görmüştür; bundan sonra da bir daha görmeyecektir. Yüksek huzurunda kemal-i hürmetle eğilirim.”

Bağdadi ile çağdaş olan ve İslami konularda bir çok eser yazmıs olan Johann Wolfgang Von Goethe (1749-1832) de Müslüman-Halidi Ögretisi alanlardan biridir. Onun “Faust”(Cehennem) adlı eseri, Bağdadi’nin tezkirelerinden birine aşırı benzemektedir. Söz konusu tezkirede, Bağdadi, Hazreti Hızır ile birlikte Cehennem’i gezerken gördüklerini anlatmıştır.Goethe’nin diplomasının üzerine kendi eliyle “Besmele” yazdığı rivayet edilen Mevlana Halid-i Bağdadi’nin ögrencileri arasinda daha bir çok alim ve gizemci bulunmaktaydı.

Vasiyetinde, Hazreti Hızır’ın öğrencisi olarak “ebedi” olduğunu, yani kıyamete kadar diri olarak bedenlenerek dünyada önemli icraatlarda bulunduğunu belirten Bağdadi’nin, Hazreti Hızır ile yoldaş oluşuna halk arasında tanık olduğunu söyleyenlerin sayısı az değildir. Kanıtlanması ve belgelenmesi tabii imkansız olmakla birlikte, onun halk arasında söylenen kerametlerinden biri, 93 Harbi’nde (1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda), Hazreti Ali’nin şimdi Topkapı Sarayı’nda bulunan “Zülfikar” adlı kılıcı ile düşmana karşı savaşırken görülmüş olmasıdır.

 

HIZIR TEZKİRESİ

MUKADDİME  (önsöz)

Mevlana Halid-i Bağdadi, Hızır Tezkiresi’nin “Mukaddime” başlığını taşıyan bölümünde, niçin “Mevlana”adını aldığını şöyle açıklıyor:

“Mevlana “Veli” demek değil, Allah’ın “Veli” ismini talim eden demektir. Bunu, sadece, Mevlana Celaleddin-i Rumi gönül dostum anladığından, onun lakabını almak için önce Mevlevi oldum. Mütevazi olan ve kendini eleştirmeyi bilen, başkasını eleştirmeyi de öğrenir. Allah ne kadar büyükse, kul o kadar “melami” olmalıdır. “Mevlana” lakabı içinde de o güzel sıfat vardır. Ben, şeyh ve mürşid değilim. Benim mürşidim, “Her Çağın Dirisidir” (Hz. Hızır Aleyhisselam). Ne “Halidi” deyin, ne de “Halidi” tarikatından olduğunuzu söyleyin. Yolumuz gerçekte tarikat degil, “tarikatlar üstü” bir İslam sünnetidir. Bir tarikat seçecekseniz, tavsiyem şudur: “Ya hiç biri; ya da hepsi!”. Çünkü, tarikat “yol”dur. Ya yolunuz çıkmaz ise?.”

 

BAĞDADİ’NİN VASİYETİ

Bağdadi, yukarıdaki konuya vasiyetinde şöyle değinmiştir:

“Mümin, ilk önce benim mütevazi dergahıma tenezzül etsin. Sonra hemen dergahımı terk etsin; sırasıyla “Nakşibendi”, “Melami”, “Geylani”, “Halveti” ve bilinen her dergaha feyizlenene kadar girsin. Sonra, gidecek hiç bir dergah kalmayınca, sünnetin dört mezhebine birden girip, dördünün de mensubu olsun. O zaman anlayacaksınız ki, onların bittiği yerde “İslam” başlamıştır. Siz “İslam”a gelince, işte en başta sizi uğurlamış, fakat en sonda sizi ağırlamış olacağım. Buluşmamiz o güne kalmıştır.”

 Bağdadi, ardında kalanlara , vasiyetinde söyle sesleniyor, bu kısım çok dikkat çekicidir:

“Ben, Hazreti Hızır’ın müridi ve öğrencisi olmakla “ebediyim”. Bana sakin “mürşid” denilmesin. Sakin ardımdan “Hazret” lakabı kullanılmasın. Eğer beni “evliya” diye anarsanız, sizlere lanet olsun. “İhtiram” (saygı) ve tapınmak ayrı ayrı şeylerdir. Sakın Rasulullah’ı Allah’tan çok sevmeyin. Sakın beni hepsinden çok sevmeyin. Ben olduğum gibi göründüm; göründüğüm gibi oldum ve daima onurumla yaşadım. Benden sonra, sakın beni olduğumdan başka türlü göstermeyin. Ne bana, ne Rasulullah’a tapmayın; sadece Allah’a tapın. Çünkü, bütün geçmiş “velilerin” ardından baktığımda, o mübarek zatların çevresinde bir takım dalkavuk ve sahtekar grupların çöreklendiğini gördüm. Bu sahte çevreyi, vefatımın ardından, dergahımdan uzaklaştırın. Unutmayın ki, hiç bir “veli”, yaşadığı sürece, kendisi hakkında evliyalık iddiasında bulunmamıştır. Çünkü, “Veli”, Allah’ın adlarından biri olan “El-Veli” olup, kullarına ait olamaz. Bizler sadece “Veli”nin kulları olabiliriz. Bana bunları ve bu lakapları yakıştırmayın.”

 

MEKTUBAT-I MAĞRİBİYYE

Bağdadi, vasiyetinin, “Mektubat-i Mağribiyye” (Batı’ya Mektuplar) adını verdiği bölümünde, Hazreti Hızır ve ondan aldığı bilgilerle ilgili olarak şunları söylemiştir:

“Allah katından şimdiye kadar verilmiş en yüce bilimi almış olan mübarek bir zatın öğrencisiyim. Ondan aldıklarımı, “Mağrip Cemaat”e emanet ediyorum. O bilgiler sizin pusulanız olacaktır. Onda, “Zamanın Efendisi”nin (Hazreti Hızır’ın), bilimin gelişmesi yolunda verdigi ilahi işaretleri bulacaksınız. Zamanın Efendisi, yalnız bana değil, hepinize irşad ediyor. Ben onun öğrencisi ve müridiyim.”

Hazreti Hızır’dan aldığı bilgileri, “Mağrip Cemaat”e (Batı toplumuna) emanet ettiğini bildiren Bağdadi’nin “Mektubat-ı Mağribiyye”si şöyle devam ediyor:

“Doğulu ve Batılı mensuplarım birbirlerinden ayrılsınlar; aralarında manevi kardeşlik ilişkisinden başka bir bağıntı bulunmasın. Çünkü, Doğu’dan mürşid doğar; ancak Batı’da alim olamadan göçer. Batı’dan ise alim doğar. O zaman, Batı’da Güneş de doğar. Ben bir ağaç diktim; büyüdü; bir dalı Doğu’ya, bir dalı Batı’ya ayrıldı. Her ikisi de başka başka meyva verirler. Doğu’nun meyvası tohuma kaçmıştır; Batı’nınki ise tazedir. Batılı, Doğulu’dan uzak duracaktır. Çünkü, Doğulu, müminlerin malı olan ilmi “kaybetmekten” sabıkalıdır. Batıdakiler, bu “kayıp ilmi” bulacaklardır. Emanetlerim Doğu’da kalacak; fakat “Batı’nın” olacaktır. Bunun için, ağacımın gövdesine bir zeval “nöbetçi” bıraktım.”

Hazreti Muhammed, bir hadisinde, “Bilim insanlarin kayıp malıdır. Onu nerede bulursanız hemen sahiplenin” demiştir. Bu hadiste, bilimin, inananlarca, müminlerce, bir gün kaybedileceği açıkça haber verilmiştir. İİşte Bağdadi, “bu kayıp ilmin” Batılı alimlerce bulunacağını tezkirelerinde 200 yıl önceden bildirmiştir.

       

HIZIR TEZKİRELERİ NEDİR?

MODERN BİLİMİN İLERLEMESİNDE BİR ROLÜ VAR MIDIR?

Hızır Tezkiresi, zamanımızdan yaklaşık 200 yıl kadar önce yazılmış, başta uzayın keşfi olmak üzere, çok değerli bilgiler içeren kriptolojik bir kehanet kaynağıdır. “Halidi Kameriyyesi” olarak da bilinen bu yazıt, ilerde ayrıntılı olarak ele alacağımız “Zig-Zag Öğretisi”nin kurucusu “Mevlana Halid-i Bağdadi” tarafından kaleme alınmıştır. Tamamı yedi bölüm olan bu yazıtın birinci bölümü Hazreti Muhammed’e ve Hazreti Hızır’a yöneliktir. “Nun” (Kalem) başlığı ile başlayan ikinci bölümünde ise, Ay’ın keşfi ile ilgili çok ilginç bilgiler yer almaktadır.   

 

HIZIR TEZKİRESİ AY’IN KEŞFİNİ VE DAHA PEK ÇOK BİLİMSEL BULUŞU VE FİZİK YASALARINI ÖNCEDEN BİLDİRİYOR MU?

BAĞDADİ!NİN ANLATTIĞI, “SOYUT ALEM” , "+/-TA-HA" ve "-/+YA-SİN"

 

              

Hızır Tezkiresi’nin ikinci bölümünde şunlar yazılıdır:  

“Arz’dan Süreyya Arzı’na kadar kamerler silsilesi vardır. Ademoğlu, Kıyamet’e kadar bunları keşfedecektir. Arz’ın Kamer’i adını “Nun Suresi”nden ve bunun “Kaf” harfinden almıştır. “Kaf-Nun” icazıyla, Arz’ın Kamer’ine ilk “Nasrani”den nisra nail olacaktır. Kamer’in sufli mahluğu Dünya’ya inecektir. Kamer, o gün, toplantı yeri olacak; Ademoğlu, Ademoğlu’nun oğlu, süfli müekkili, rahmani müezzini ve münadi müekkili hazır bulunacaklardır.”

Şimdi, burada yazılanları açıklamaya çalışalım:  

Ay’ın keşfi ile başlamak üzere, Güneş sistemimizdeki gezegenler ve Süreyya Yıldızı’na kadar bir çok gezegen, Kıyamet Günü’ne kadar, sırasıyla, insanoğlu tarafından keşfedileceklerdir. Ay’a ilk adımı atacak olan insanlar, Tezkire’de, “Nasrani” (Hıristiyan), “nisra” (kartal) ve “nail olmak” (muradına ermek) sözcükleri ile şifrelendirilmişlerdir.

Bilindiği gibi, Hazreti İsa’nın doğum yeri Nasıra (Nezareth) kentidir ve bu nedenle, Hıristiyanlar’a “Nasrani” denilmektedir. Buradan, Ay’a ilk gidecek insanların Hıristiyan olacağının Tezkire’de belirtildiğini anlıyoruz.

“Kartal” anlamına gelen “nisra” ise iki yoruma da uymaktadır: Birincisi, Amerika Birleşik Devletleri’nin ambleminin “kartal” olmasıdır. Ayrıca, Ay’a ilk inen uzay aracının adı da “Eagle” (Kartal) dır. Hatta bu araç Ay’a ilk indiğinde, Dünya’ya, “Kartal kondu!” mesajı gönderilmiştir (S94).  

“Nail olmak” ise, “umduğunu bulmak, muradına ermek, yarışı kazanmak” gibi anlamları içerir. Tezkire’deki “nail” sözcüğü ile, hem ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki Ay’ın keşfi yarışının ABD tarafından kazanılacağı ve hem de, büyük bir raslantı yoksa, Ay’a ilk ayak basacak olan astronotun adının “Neil” olacağı bildirilmiştir. İngilizce “Neil” isminin kökeni, İncil’in indirildiği dil olan İbranice’den gelmektedir. “Neil”, İbranice’de, “Umudun gerçekleşsin, muradına eresin” anlamında bir temenni-isimdir.

İbranice ve Arapça, bilindiği gibi, akraba dillerdir ve her ikisi de Sami dil ailesindendir (Örneğin, Arapça “El-Melik” ismi, İbranice “Al-Maleh”dir). Dolayısıyla, Arapça “nail” sözcüğü ile İngilizce “Neil” ismi arasında, yazılışı kadar, aynı anlamı taşıması açısından da şaşırtıcı bir benzerlik vardır.  

Şimdi, Hızır Tezkiresi’nin izleyen bölümünü birlikte okuyalım.

 

“Nasrani nisrası nail olup Kamer’i keşfederken, şeytanı kesfe uğrayacak; küsufu da, hüsufu da görecektir. Ademoğlu’na, “Ademoğlu’nun oğlu” olan Süreyya Kameri ehlinden “mahfuz beyz” refakat ve nezaret edecektir. O tabakeyndir ki, “Sultan”dandır, “Hızır”dandır, izhardandır, ivtisaktandır. Onları mühürsüz gözler görecek, mühürlü gözler de yarılacaktır. Hüsufu ve küsufu, Resulullah, Şakk-ı Kamer icazı ile o gün için mübarek etmiştir. Sonraki ümmeti de, evvelki ümmeti olan Adem’i mübarek kılmıştır o gün. Onlar da zürriyetten ümmetin ahiri bir acib rakipdir de rakipdir, el-rakib talimindendir.”

Aslı Arapça olan Tezkire’nin Türkçe’ye çevrilmesindeki zorlukları da dikkate alarak, yukardaki metni, fazla ayrıntıya girmeden, şöyle özetleyebiliriz:

“Hristiyanlar’a ait “Kartal” uzay aracı muradına erip Ay’ı keşfederken, kraterleri (hüsufu) görecek, Ay tutulmasına (küsufa) uğrayacak, şeytanı ise Dünya’da kalacaktır. Onlara, “kendilerinin de oğulları olan” ve “Süreyya Yıldızı” ehlinden gelen, oval biçimli “saklı” bir nesne (mahfuz beyz) refakat ve nezaret edecektir. Bunların tabak biçimindeki (tabakeyn) araçları, en yüksek hız gücüne (“Sultan”dandır) ve Hazreti Hızır’ın “zaman yolculuğu” teknolojisine sahiptir (“Hızır”dandır). Açıkça görünürler (izhardandır) ve bir görevi tamamlamak için orada bulunmaktadırlar (ivtisaktandır). Ay’ın paylaşılması (Şakk-ı Kamer icazı), o gün mübarek kılınmıştır.”

Hazreti Muhammed’in “Önceki ümmetim” ve “Sonraki ümmetim” dediği bir çift ümmeti vardır (K19). Gelişmiş teknolojileri ile ilerki zamandan, atalarının Ay’ın keşfi olayını izlemeye gelen bu uzaylılar, acaba Hazreti Muhammed’in bir konuşmasında sözünü ettiği “Sonraki ümmeti” midir?

Süreyya Yıldızı (Ülker Yıldızı veya Latince adıyla “Pleiades”), Güneş sistemimize 400 ışık yılı uzaklıkta, bir kaç yüz yıldızdan oluşan bir yıldız kümesidir. Bu kümeye ait yıldızlardan ancak yedi tanesi çıplak gözle görülebilmektedir. Gelecekteki atalarımız, ışık hızıyla gidilmesi halinde ancak 400 yılda ulaşılabilecek bu yıldızlara gerçekten gidebilecekler midir? Bunun teorik olarak mümkün olduğu, çeşitli kaynaklarda (D13, D16, D21, D22) belirtildiği gibi, Aiberg’in kitaplarında da “Sultan Güç” kavramıyla anlatılmaktadır. Zaten, zaman yolculuğu  (K22, D11, D25, D70, G14) teknolojisini gerçekleştirmiş olanların, ışık hızı kavramını da çoktan aşmış olmaları gerekir.

Yasin Suresi’nin 41. ayetinde geçen “zürriyet” sözcüğü, Tezkire’nin bu paragrafında da geçmektedir. Tezkire’deki “acip” sözcüğü, “acayip, tuhaf” ve “rakib” sözcüğü, “binici, sürücü” anlamındadır. Acaba bu zürriyet, sonraki ümmetten kişiler olup, acip (acayip) teknolojileri ile, Ay’ın keşfini izlemeye gelen rakibler (sürücüler), yani astronotlar mıdır?.

Burada, Rahman Suresi’nin 33. ayetini anımsatmamızda yarar var:

“Ey Mahşer’in cin ve insan toplulukları! Gücünüz yeterse, gök ve yerin “aktar”ından dışarı çıkınız. Ancak çıkamazsınız! “Sultan” (bir gücünüz) olmadıkça!.”

“Aktar”, ne insan (madde) ve ne de cinlerin (enerji), hiç bir şekilde dışına çıkma gücüne sahip olamadıkları “uzay-zaman dört boyutlusu”dur. Bu “aktar”ın, yani içinde bulunduğumuz evrenin dışına, ancak Tezkire’de ve yukardaki ayette belirtilen “Sultan” bir güçle çıkılabilir. Kur’an’da sözü edilen bu büyük güç, bizi, “Göklerin Kapıları”  diyebileceğimiz “karadelikler”den (K53, K133, D34, D35, G9) geçirerek başka bir evrene veya bu evrenin başka bir zamanına gönderebilir.  

Buradan, insanlığın ilerde keşfedeceği Pleiades yıldız kümesindeki torunlarımızın, Hazreti Hızır’ın zaman yolculuğu teknolojisi ile zamanımıza geldiklerini ve atalarının Ay’ı keşfettikleri bu tarihsel günde, görevli olarak orada hazır bulunduklarını anlıyoruz. 

“Tabak biçimli” anlamına gelen “tabakeyn”, gerçekten Ay’ın keşfi sırasında bir çift UFO olarak görülmüştür. Bu ikiz UFO’lar TV yayını sırasında milyarlarca kişi tarafından izlenmiş, video banda çekilmiş; ancak ışık opakları sanılarak pek çok kişi tarafından o sırada fark edilmemiştir. Doğruluğu kesinlikle kanıtlanan bu görüntüler, sonraları UFO’larla ilgili çeşitli belgesel yayınlarda yer almıştır (D62, S11, S15, S49).

Yukarıdaki açıklama, okuyanlara, ilk anda çok çarpıcı, hatta inanılmaz gelebilir. Ancak, Hızır Tezkiresi’nin, Ay’ın keşfinden yaklaşık iki asır önce kaleme alındığı da bir gerçektir. Bu gerçeği, Mevlana Halid-i Bağdadi’nin Hızır Tezkeresi’ni  bugün ellerinde bulunduranlar çok iyi bilmektedirler.

             

 

Batıda, Zig-Zag Grubu’na iletilen tezkirelerde, Mevlana Halid-i Bağdadi, Hazreti Hızır ile birlikte yaptıkları Mücerret Alem yolculuğu sırasında, bu alemin yapısını ilginç bir şekilde anlatmıştır. Zig-Zag’ın soyut kütle üzerine gitmesinin en büyük nedeni budur. Şimdi, Hızır Tezkiresi’nin konuyla ilgili bölümünü Osmanlıca aslından aynen sunuyoruz:

“Ecsam Alemi, “Ya-Sin” hurufuna riayet eder. Lakin, Alem-i Mücerret, “Ta-Ha” hurufuna riayetle mükelleftir. Cümle Kainat’ın hududu Alem-i Beşeriyye olup, ol merkez Esfel-i Safilin Alemi müşahhas mehazındadır. Ol merkezin müşahhas berisi, “Ya-Sin”; mücerret gayrısı, “Ta-Ha” hurufudur. Alem-i müşahhas ev maddi ev ecsam, hem fani, hem dahi mahdut olup, müşahhas tabiatı sebebiyle kemiyete isnaddır. Ol maddi alem hitamında, müşahhastan gayrı, mücerred Bera Alemi mevcuttur. Alem-i Mücerreteyn, seyyalevi ve cevval olup, hem zihni mutasavvır ve muhayyel suret imal (olunur). Hem dahi zihni tesirden maada, tabii “Ta-Ha”dan da manevi ve ruhani ve melekuti suretlere havidir. Zihni müesseriyet vasıtasıyla imal olunan suretlerin menbaı, Alem-i Beşeriyye ve cinniyenin tehayülatı olup, rüya ile zuhur eder. Kim ol suretlerin ressamı ve heykeltraşı, şuur-u cin ev insdir. Lakin, cin ve insanlardan azade, tabii sakin suretlerin sebebi, “Ta-Ha” hurufu mukattaasıdır. Ol hurufat, “Ta-Ha”, yani tahayyül ile alakadar bir esrardır. Suret-i kat’iyyede zihni tesirlere müesser kılınmaz. “Ta-Ha”nın, “tahayyun” namıyla maruf tahayyülat kudreti, Alem-i Mana’dan zuhur eyler. Ol “Ta-Ha” tahayyunu müesser olmayıp, müessirdir; yani, “mana seyyahı”, hakikatte, Alem-i Mücerreteyn’in “tahayyül” ve “tahayyun” ile müesses olduğunu müşahede eyler. Ol Beka Alemi, kemiyeti (değil), keyfiyeti haizdir. Tahayyülün sıfatı mevcuttur, velakin keyfiyet-i tahayyunun sıfatı namevcuttur. Yegane mevcudatı, suret-i esması olup, ol Mücerret Alem’de, esmalar, ilahi zikir raksı, semah mevceleri ile Esma’ül Hüsna’yı talim ederler. Nar ve ziyası, ol talime terbiye olmaya istidatlı ve müessir olmayıp, zaif ve naçardır. Zira, tahayyun, ziyadan elfi elfi kerre süratlidir. Ziya Alemi, ecsamın Nar’ıdır. Nevra Alemi, mücerretin Nur’udur. Ziya, Nur’un yanında, küheylana refakat, tosbağa aczine teşbih olup; ziya, fevkalade miskinete ve atalete tavi olup, Nevra’nın süratine suret-i kat’iyyede ve zinhar muvassıl olmaktan (olunur). Hem dahi zihni tesirden maada, tabii “Ta-Ha”dan da manevi ve ruhani ve melekuti suretlere havidir. Zihni müesseriyet vasıtasıyla imal olunan suretlerin menbaı, Alem-i Beşeriyye ve cinniyenin tehayülatı olup, rüya ile zuhur eder. Kim ol suretlerin ressamı ve heykeltraşı, şuur-u cin ev insdir. Lakin, cin ve insanlardan azade, tabii sakin suretlerin sebebi, “Ta-Ha” hurufu mukattaasıdır. Ol hurufat, “Ta-Ha”, yani tahayyül ile alakadar bir esrardır. Suret-i kat’iyyede zihni tesirlere müesser kılınmaz. “Ta-Ha”nın, “tahayyun” namıyla maruf tahayyülat kudreti, Alem-i Mana’dan zuhur eyler. Ol “Ta-Ha” tahayyunu müesser olmayıp, müessirdir; yani, “mana seyyahı”, hakikatte, Alem-i Mücerreteyn’in “tahayyül” ve “tahayyun” ile müesses olduğunu müşahede eyler. Ol Beka Alemi, kemiyeti (değil), keyfiyeti haizdir. Tahayyülün sıfatı mevcuttur, velakin keyfiyet-i tahayyunun sıfatı namevcuttur. Yegane mevcudatı, suret-i esması olup, ol Mücerret Alem’de, esmalar, ilahi zikir raksı, semah mevceleri ile Esma’ül Hüsna’yı talim ederler. Nar ve ziyası, ol talime terbiye olmaya istidatlı ve müessir olmayıp, zaif ve naçardır. Zira, tahayyun, ziyadan elfi elfi kerre süratlidir. Ziya Alemi, ecsamın Nar’ıdır. Nevra Alemi, mücerretin Nur’udur. Ziya, Nur’un yanında, küheylana refakat, tosbağa aczine teşbih olup; ziya, fevkalade miskinete ve atalete tavi olup, Nevra’nın süratine suret-i kat’iyyede ve zinhar muvassıl olmaktan kuvve-i kifayede aczdedir. “Ta-Ha” hurufu, tahayyünün müdiridir. Alem-i Tahayyun’dan, Alem-i Ecsam, tekvin esnasında tecrit ve tard eylenmiştir. Ol sebepten, Alem-i Cismaniyye’nin cümle zerreleri, “Ya-Sin” hurufunun peşinden Alem-i Ecsam’a ihraç olunmuştur. Ol zerreler, “tardiyyun” ev “yasinnun” namıyla yad edilir ki, tard eylenmiştir. Ol “tardiyyun” tard edilmese, Alem-i Ecsam mevcudiyete bigane olurdu.”

Şimdi, yukarıdaki paragrafın Türkçe’sini sunuyoruz:

“Cisimler Alemi (Ecsam Alemi), “Ya” ve “Sin” harflerine boyun eğer; ancak, Soyut Alem (Mücerret Alem), “Ta” ve “Ha” harflerine uymakla yükümlüdür. Tüm Kainat’ın sınırında insanlık yer alır ki, orası, “aşağıların en aşağısı” olan Cisimler Alemi sınıfındandır. Oranın somut olan berisi “Ya-Sin”, soyut olan ilerisi “Ta-Ha” harfleridir. Cisimler Alemi sınırlı olup, somut doğası nedeniyle “niteliğe” dayanır. O Cisimler Alemi’nin bitiminde, soyut (mücerret) ve kalıcı bir evren vardır. O Soyut Alem seyyal ve dinamik olup, hem zihinde tasarlanarak imal edilebilir; hem de zihinsel etkiden başka, doğal “Ta-Ha”da bulunan manevi ve ruhani melek biçimlerinde olabilir. Zihinsel etki ile imal edilen biçimlerin kaynağı, cinlerin ve insanların düşünce ile biçimlendirmesi olup, bu durum düşlerle de ortaya çıkar ki, o biçimlerin çizeni ve heykeltraşı, cin ya da insan bilincidir. Ancak, cin ya da insandan bağımsız olarak oluşan doğal ve yerleşik biçimlerin nedeni, “Ta-Ha” harfleridir. O “Ta-Ha” harfleri, hayal kurma (tahayyül) gizemini içerir. Kesinlikle zihinsel etkilemeye uymazlar. “Ta-Ha”nın “tahayyun” adıyla bilinen hayal etme gücü, Mana Alemi’nde ortaya çıkar. O “Ta-Ha” tahayyunu, etkilenen değil, etkileyendir. Bunun anlamı şudur: Mana Alemi “gezgini”, gerçekte, Soyut Alem’i bilincinde biçimlendirir. O kalıcı evren, nicelikle değil, “nitelikle” donanmıştır. İnsan tahayyülünün bir sıfatı vardır; ancak, tahayyyunun niteliği bir sıfatla anlatılamaz. Var olan, sadece isimlerin biçimi olup, o Soyut Alem’de isimlerin zikri semah eden dalgalarla “Esma’ül Hüsna”yı talim ederler. Nur ve ışığı, o talime uyarlı olmaya yeterli ve etkili olmayıp, zayıf ve çaresizdir. Çünkü, “tahayyun” ışıktan binlerce kez hızlıdır. Işık, Cisimler Alemi’nin enerjisidir (Nar’ıdır). “Nevra” (Nur kökünden türemiş olup, bilimdeki karşılığı Cerynkoff Işını’dır); Soyut Alemi’n “Sonsuz Özenerjisi”dir (Nur’udur). Işık, Nur’un yanında, bir yarış atı ile kaplumbağanın yarışına benzer. Işık çok yavaş ve ağır gider. Bundan dolayı, Nevra’nın hızına ulaşmaya asla ve kesinlikle gücü yetmez. “Ta-Ha” harfleri, “tahayyun”un yönetmenidir. Cisimler Alemi’nin, Tahayyun Alemi’nden yaratılması (Big Bang) sırasında, madde soyutlanmış ve kovulmuştur. Bu nedenle, Cisimler Alemi’nin tüm zerreleri, “Ya-Sin” harflerinin ardından Cisimler Alemi’ne ihraç edilmişlerdir. O zerreler, “tardiyyun”, ya da “yasinnun” (Y-S-N) adıyla anılır ki, oradan aktarılmamış olsa, Cisimler Alemi yaratılmamış olurdu.”

Burada Soyut Alem’i, yani Ahiret alemine geçiş kapısı olan sınır yüzeyi anlatan anlatan Bağdadi, bize hayali gelen o evrene geçebilseydik, oranın hayali değil (fakat tam madde de değil), “tahayyun” adıyla tanımlanan bir yapıda olduğunu anlayacağımızı yazıyor. Öte yandan, Kuantum Teoremi’nin orijinin “nicelik” (kemiyet) olması da oldukça ilginç. Sanki, Planck, bu ismi kendisinden çok önceleri yaşayan Bağdadi’den öğrenmiş gibi. Diğer taraftan, Aiberg’in eserlerinde “Süper Uzay”dan söz edilirken, burada sıfatların olmadığı belirtilmiştir. Bunu da aynen Tezkire’de buluyoruz. Daha da önemlisi, ışıktan binlerce kez hızlı giden “Sonsuz Özenerji”den söz ediliyor. Enerji ve onun oluşturduğu madde ise, o evrenden bir “eksi işlem” sonucu kovulmuş ve bu, bizim evrenimizi yaratan patlamaya (Big Bang) yol açmıştır. Böylece, “tahayyun” denilen Soyut Alem’in birimleri, içinde bulunduğumuz Cisimler Alemi’nden ötede kalmıştır. O alemin birimleri, “Ta-Ha”ya izafeten “tahayyun”; bu alemin yapıtaşları ise, “tardiyyun”, ya da “yasinnun” (Y-S-N) birimlerinden oluşmuştur.

 

HALİDİ EKOLÜNE BAĞLI OLAN VE MODERN FİZİĞE AİT ÖNEMLİ BULUŞLARI GERÇEKLEŞTİREN (K. WERNER HEİSENBERG, MAX PLANCK, BORGES, GEORGE CANTOR GİBİ TANINMIŞ MATEMATİKÇİ VE FİZİKÇİLERİN DE DAHİL OLDUĞU) ZIG-ZAG ÖĞRETİSİ’NİN KURULUŞ AMACI NEDİR? NİÇİN FİZİK YASALARI BİRLEŞTİRİLMEK İSTENMEKTEDİR?

Amaç ne?   

Bu soru, çağrışımsız, havada bir soru olarak görünebilir. Aslında açık: "ZİG-ZAG ekolünün amacı nedir?" diye sorabiliriz. Aslında soruyu şöyle sormak gerekiyor: Hızır bu Tezkire'yi neden yazdırmış? Bağdadî neden bir batı kolu oluşturmuş? Zig-Zag'la ne yapılmak isteniyor?

Bu soruların cevabına ulaşmak için, Tezkire'deki şu ifade bize ipucu verebilir:

"Doğudan mürşit çıkar fakat batıda âlim olamadan batar. Batıdan ise âlim doğar. O zaman batıdan Güneş de doğar!"

"Doğunun meyvesi tohuma kaçmış! Batının meyvesi tazedir."

"Doğulu mümin, malı olan ilmi kaybetmekten sabıkalıdır! Batıdakiler bu kayıp ilmi bulacaklar."

Bu ifadelerde "Güneş’in batıdan doğması" ve "bilim" ahir zamandaki iman-ı tahkikinin iki ağırlık merkezini oluşturmaktadır. Yani, Batıni ve Zahiri kutup noktaları.

Güneş’in batıdan doğması... Bunun ne olduğunu, Müslüman coğrafyasında yaşayan bir çok insan biliyor. Biliyor da o bildik hazımsızlık içinde sağır kulağının üstüne yatıyor. Bu açıkça, topun doğudan, özellikle de Müslüman Coğrafyadan alınıp batıya atıldığının Bağdadî tarafından da dile getirilmesidir.

Necip Fazıl Kısakürek "Başbuğ Velîlerden: 33" adlı kitabında Bağdadî'ye ayırdığı bölümün son paragrafında "63 yaşında Türkiye'de Tanzimat Hareketi'nin başlamasına doğru doğu-batı hesaplaşmasının bir türlü yerine getirilemediği hayret ve tereddüt çığırının eşiğinde, İslâm kubbesinin sönükleşen kandillerini Güneş halifelerine ısmarlayarak, sonsuzluk tacını başlarına geçirdiler!" diyor.

"İslâm kubbesinin sönükleşen kandilleri"... Bu deyime dikkat edin. Sonra bir de şu: "Hayret ve tereddüt çığırı!"... Yani batıyı fark edememenin bönlüğü... Ama Bağdadî için durum hiç de öyle değil... Usta oyuna katılıyor. Hem de topun batıya atıldığını söyleyerek... "Yıldızı parlayacak olan batıdır!" diyor. Bilim, teknoloji, siyasi üstünlük... Evet, batının... Görüyor. Kem küm etmiyor. İtiraf ta etmiyor. "Evet, aynen öyle!" diyor. Sonra oyuna katılıyor. Hızır Tezkiresi ile yapılan şeylerden biri de batının bilim yönünde desteklenmesi. Bilimsel kuramlar peşpeşe gelirken, olası tıkanıklığı açmak üzere oyuna katılıyor. Ama bu ne güç, bu ne potansiyel, bu ne ileri görüşlülükse, oyuna katılıp, batıyı destekleyip, sonunda oradan Mehdî'yi destekleyecek bir Hanif Müslüman bilim adamı grubunu oluşturmayı akıl edebiliyor! Böyle bir taktik, böyle bir oyun, bana pek beşerî görünmüyor! Şu şimdilerde sırıtmaya başlayan planda hiç kuşkusuz Hz. Hızır'ın parmağı var! Dikkat edin, Hızır'ın parmağı var demek, Allahın takdir ettiği ilahi programın bir parçası da demektir aynı zamanda...            

Ve Güneş’in batıdan doğması... Hem medeniyet güneşinin hem de İslâm güneşinin! Nasıl? Hangi araçla? Bilim ve teknoloji yoluyla.

Neden? Bağdadi ve diğer islam alimleri, "Bilim, Mehdînin sıfatıdır!" diyor. Bundan ne anlamalıyız? ZİG-ZAG ve Mehdî bağlantısının kurulmak istendiğini elbet... Daha sonra açıkça şunları söyleyebiliriz: "... Zig-Zag öğretisi akıl-soruşturma yöntemi ile klâsik Müslümanları çağcıl Müslümanlara çevirmek, taklidi bıraktırarak  tahkike, nakli bıraktırarak aklî yoldan Allah'a Sırat-el müstakim ile ulaştırmak amacındadır. Batıda altı milyonun yapılanması budur. Bu sayıyı oryantal bir milyar içinden Güneş’in batıdan doğacağına inananlarla çoğaltmak ve Mehdî Resul bağlantısı kurmak üzere devralmaya çalışıyoruz. Çünkü, gelecekte, çağını yaşayanlar ile gelecekte geçmişi yaşayanlar  (irtica)  iki sınıf mümin birbirinin kanını içecek! Bu kan içmenin bir tek nedeni var : Mehdî, tek mezhep kurmak isteyecek.  Fakat Mehdî karşıtı olan Süfyanilerin fukahası (âlimleri, fetva yetkilileri)  kendi bid'atlarını koruyup 73 fırka ayrılıkçıları ile hep birlikte Mehdî ile savaşacaklardır." diyor.

"Siz sevgideğer okurların sırları kısmen bilmenize karşılık, asıl okurlar, gelecekteki kuşaklardır. Gelecekle ilgili bütün  bilimsel mimarî, bu Zig-Zag öğretisinde sunulmaktadır. Öğretinin amacı, geleceğin Müslüman'ını şimdiden bilinçlendirmek, bilgilendirmek, bilimde ve ümmetler yarışında öne geçirmek, Hz. Mehdî'ye taraftar ya da açık düşman olanlara, yol ayırımındaki son uyarıyı getirmektir.

Gelecekteki okurlar, bu iç savaşın işaretlerini görünce o Süfyanî'nin zâlimliğine karşı taraftar bulmayı amaçladığımızı anlayacaklardır.

Zig-Zag öğretisi ilk ve son kez olarak, müminlerin hangi saftan olduklarını belirlemeleri için yazılmıştır. Kritik, çatal yol ağzındayız." diyor. Böylece Halidî misyonunu Mehdî misyonuna bağlıyor. Öykünün özeti budur.

Şimdi yukarıdaki soruları bir daha sorabiliriz.

"ZİG-ZAG'ın amacı ne?" Zig-Zag'ın amacı, batıda bilimsel ve teknolojik gelişmeyi destekleyerek hatta bazen rehberlik-öncülük ederek, batıda yürütülen bilimsel çalışmalarla Hızır tezkiresini deşifre etmek ve böylece, 

a)            İnsanlığın bilim ve teknoloji alanında sıçrama yapmasını sağlamak.

b)            Bu yolla insanlığı Mehdî'li günlere hazırlamak.

c)            Mehdî'ye batıda bilimsel niteliği yüksek bir Hanif Müslüman grubu sağlamak. 

Hızır bu Tezkire'yi neden yazdırmış?

Gelecekte Müslüman Dünyası'na taze ve temiz kan sağlayarak Mehdî misyonluğunu desteklemek için.

Bağdadî'nin hâlâ "Teşkilât Elemanı" olduğundan kuşku duyuyor musunuz?

Devam edelim öyleyse...  

BAZI ASTRONOMİK OLAYLARLA KIYAMET ALAMETLERİ ARASINDAKİ NASIL BİR İLİŞKİ VARDIR?

HZ. MEHDİ'NİN ZUHURUNDAN HEMEN ÖNCE GERÇEKLEŞECEK OLAN VE HADİSLERDE GEÇEN SON İKİ ASTRONOMİK OLAY GERÇEKLEŞMİŞ MİDİR?

Modern astronominin yakın zamanda ortaya koyduğu deliller kıyamet alametleriyle ilgili pek çok hadisi tasdik etmektedir. Şimdi onlardan, Bağdadi'nin Hızır Tezkirelerinhde verdiği Hz. Mehdi'nin zuhur tarihi olan Miladi 2011 tarihinden önce 2009 ve 2010 yıllarında tesbit edilen iki görüntünün resmini vereceğiz. Nasa Evren in elini görüntüledi! Dolayısıyla, Kıyametin büyük alametlerinden olan Hz. Mehdi'nin Zuhuru'nun Bir alamet daha gerçekleşmiştir. 

                                  
                                        
                                         14 Şubat  2010


Nasa'nın Chandra X-ışını gözlemevi tarafından çekilen bu görüntü yeni bir çığır açacak deniyor. Daha önce Evren'in Gözü olarak görüntülenen Helix Nebulası'nda bu kez de Evren'in eli görüntülendi. Yeryüzü yörüngesinden 360 mil uzaklıkta olan Nasa'nın Chandra X-ışını gözlemevi tarafından çekilen görüntülerde, gizemli mavi gaz bulutlarının oluşturduğu avuç ve parmaklar neredeyse net bir şekilde görülüyor. Bir süpernova içinde patlayan bir yıldızın 12 mil genişliğinde ve pulsar (titreşen yıldız) denilen bir başka yıldız oluşturmasıyla ortaya çıkıyor bu el. Pulsar ise görüntüdeki elin bilek kısmının derinlerinde görülen beyaz ışık huzmesi. Pulsar, büyük miktarda bir elektromanyetik enerji yayarak bir toz ve gaz bulutu oluşturuyor ve böylece yıldızın bir ucundan diğer ucuna 150 yıl boyunca süren bir ışık huzmesi oluşuyor. Beyaz bulutlarla çevrili bu mavi ışık huzmesi daha önce Evren'in Gözü olarak adlandırılmıştı ve şimdi x-ray ışınlar ile çekilen bu ikinci görüntüdeki el ile, uzaydaki karmaşa başka bir boyut kazandı. Nasa bilim adamları, şimdi çekilen bu görüntülerdeki olayın bundan 17.000 yıl önce gerçekleştiğini tahmin ediyorlar.


UZAYDA İNSAN ELİ BİÇİMİNDE BİR GÖRÜNTÜ OLUŞACAKTIR, BU HZ. MEHDİ (A.S.)'NİN ÇIKIŞ ALAMETİ OLACAKTIR


... Esma binti Umeys dedi ki: O GÜNÜN (HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN ZUHURUNUN) ALAMETİ SEMADAN UZATILMIŞ VE İNSANLARIN KENDİSİNE BAKIP DURDUĞU BİR EL’DİR.



Celalettin Suyutinin Tasnifinden Hadisler, Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, S. 69

... İŞTE O ZAMAN (HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN ZUHURU ZAMANINDA) SEMADAN KENDİNİ BELLİ EDEN BİR EL GÖRÜNÜR...

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen bu hadislerde gökte bir “el”in görüneceği ve bu elin Hz. Mehdi (a.s.)’nin geliş alametlerinden olduğu bildirilmektedir. Bu döneme kadar ihtilafların devam edeceği ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin semadan sürekli gündem olacağı hadislerden anlaşılmaktadır. Amerika Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA)’ne bağlı Chandra Röntgen Gözlemevi tarafından çekilen bir uzay fotoğrafında el şeklindeki bir nötron yıldızları kümesi başka bir yıldız kümesini kavrıyomuş gibi görülmektedir. Hadislerde belirtilen el ifadesi, NASA tarafından “Tanrı’nın eli” (HAŞA) olarak adlandırılan ve uzayda vuku bulan bir gök olayının vesile olduğu bu görüntüye işari manada bakıyor olabilir. (En Doğrusunu Allah bilir.)

Söz konusu yıldız kümesinin oluşturduğu el şeklinin duruşu hadisteki uzanma tanımına da tam uymaktadır. NASA tarafından çekilen fotoğraftaki el şekli bir yere uzanıyormuş görünümündedir. Ayrıca insanların, Bağdadi'nin tezkirelerinde bahsettiği Hz. Mehdi dönemindeki gelişmiş yüksek uzay ve astronomi teknolojisi sayesinde uzayda meydana gelen bu gök olayını teleskoplar vesilesiyle bakarak görebilmeleri de hadisteki ifadelerle birebir uyum içindedir.


Hz. Mehdi (a.s.)'nin zuhur alametleri, "... eskimiş ipi kopan bir kolyenin taneleri gibi birbiri ardına gelen alâmetleri beklesinler." (Ebû Hureyre radıyAllahu anh. Tirmizî.) hadisinde belirtildiği gibi son 30 yıllık süre zarfında art arda yaşanmıştır ve yaşanmaya da devam etmektedir. En son 24 Şubat 2009 tarihinde dünyaya en yakın noktadan geçen çift kuyruklu Lulin kuyruklu yıldızının İmam-ı Rabbani tarafından tefsir edilen "şark tarafında iki dişli münevver bir boynuz çıkar" hadisine işaret ediyor olmasının ardından, şimdi de "semadan bir el uzanacak" hadisinin işaret ettiği uzaydaki bu el görüntüsü Hz. Mehdi (a.s.)'nin zuhur ettiğine, faaliyete başladığına, insanlar tarafından farkedilmesinin de iyice yaklaştığına delil teşkil etmektedir.
İşte diğer önemli ve son alametlerden birisi olan: Lulin Kuyruklu Yıldızı

         

                                                      24 Şubat 2009

Göz alıcı rengiyle Lulin kuyrukluyıldızı Şubat sonunda dünyaya en yakın konuma geldi. Yeşil perinin güneş sistemini ilk kez ziyaret etmesi de ayrı bir heyecan yarattı. Dünya Astronomi yılı olarak ilan edilen 2009’un ilk önemli gök olaylarından biri Şubat ayının sonunda gerçekleşecek. Lulin Kuyrukluyıldızı 24 Şubat’ta dünyaya en yakın konuma geldi. Göz alıcı yeşil rengiyle güneş sistemini ilk kez ziyaret edecek olması, Lulin’i astronomlar açısından daha da ilginç hale getiriyor. Lulin kuyrukluyıldızı, 2007 Haziraında Çin Sun Yat-sen Üniversitesi’nde meteoroloji öğrencisi 19 yaşındaki Quanzi Ye tarafından keşfedildi.  Kuyrukluyıldıza keşfedildiği gözlemevinin adı Lulin verildi. Kuyrukluyıldız dünyaya en yakın geçişini 24 Şubat 2009’da gerçekleşti. Lulin’in güneş sistemine ilk kez ziyaret yapması da onu ilginç hale getiren diğer bir özellik. Güneş ışığına ilk kez maruz kalacak olması, astronomların sürpriz beklentisini artırıyor. Kuyrukluyıldız göz alıcı yeşil rengini Jüpiter boyutundaki atmosferinden alıyor. Kuyrukluyıldızın çekirdeğinden çıkan jetler, siyanojen (birçok kuyrukluyıldız da bulunan zehirli bir gaz) ve diatomik karbon (C2) içeriyor.

HZ. MEHDİ (A.S.)'NİN İMAM RABBANİ TARAFINDAN BİLDİRİLEN YENİ BİR ALAMETİ DAHA GERÇEKLEŞMİŞTİR:

BOYNUZU ANDIRAN İKİ UÇLU YILDIZIN ÇIKIŞI


Ashabın verdiği habere göre, Resulullah (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

"Vaad edilen Mehdi'nin zuhur mukaddimeleri olan Abbasi Melik Horasan'a vardığı zaman, ŞARK TARAFINDA İKİ DİŞLİ  MÜNEVVER  BİR BOYNUZ  ÇIKAR."


Bu rivayetin yapıldığı haşiyede yazıldığına göre, o sütunun iki başı vardı.

Bu sütunun ilk doğuşu, Nuh (as) kavminin helaki zamanında oldu. Aynı şey, İbrahim (as) peygamberi ateşe attıkları sırada dahi doğdu. Firavun'un ve kavminin zamanında dahi doğdu.

Bir de, Yahya (as) peygamberin katledildiği zaman doğdu.

Her kim onu görür, fitnelerin şerrinden Allah'a sığınsın.

Şark tarafında meydana çıkan o beyazlık; önceleri nurlu bir sütun halinde idi. Sonra, ona bir eğrilik geldi; boynuz şeklini aldı.

İhtimaldir ki, onun için:

-iki başlı, isminin verilmesi, şu itibara göre ola: Her iki tarafında da bir incelik olup dişe benzerler; bunun için, her iki tarafta baş itibar edilmiştir. Nitekim, bir süngünün de her iki tarafı incelik taşısa, onun için de:

-İki başlı, tabirini kullanır.


Diğer bir Hadis-i şerifte, Mehdi'nin alâmetleri hakkında şöyle anlatılmıştır:

"ŞARK TARAFINDA BİR KUYRUKLU YILDIZ DOĞUP AYDINLIK VERECEKTİR."

Bu yıldız doğmuştur.

Bu yıldıza:

-Kuyruklu yıldız, adının verilmesi, ihtimal ki, şu anlatmalara dayanıyor:

-Sabitlerin seyri, MAĞRİBDEN (BATIDAN) MEŞRİKADIR (DOĞUYADIR) (4)...


Bu yıldızın durumu da, onun seyrine göredir. Yani yüzü meşrik canibine doğru, arkası dahi, mağrib tarafınadır. Bu uzun beyazlık dahi, onun arka tarafındadır. Bu mana icabı olarak, ona:

-Kuyruk... isminin verilmesi yerindedir.

"Onun her günkü irtifı (geçiş yönü) ise, meşrikten mağribedir. Ancak o, kısri (kendine has durumunda ağırlık taşıyan) seyri ile felek-i azamın seyrine bağlıdır."

Hakikat-i hali, en iyi bilen Sübhan Allah'tır.

İmam-ı Rabbani, Mektubat-ı Rabbani, 381. Mektup, s.1184

Peygamber Efendimiz (sav)'in hadisinde ahir zamanda gelmesi beklenen Hz. Mehdi (a.s.)'nin çıkış alameti olarak belirttiği ve İmam-ı Rabbani'nin de detaylı olarak tefsir ettiği "iki dişli münevver (aydınlatıcı) bir boynuz çıkar" ifadesi 24 Şubat 2009 yılında Dünya'ya en yakın noktadan geçen Lulin kuyruklu yıldızına işaret etmektedir. Hadisteki ifadelerin hepsinin Lulin kuyruklu yıldızının özellikleriyle birebir uyum içinde olması çok büyük bir mucizedir ve Hz. Mehdi (a.s.)'nin gelişini bekleyen bütün müminler için de çok büyük bir müjdedir. Hazreti Hızır’ın “Fatihat-ı Fukara” duası ile belirlediği ve her bir katını Fatiha Suresi’nin bir ayeti ile denkleştirdiği “Yedi Gök” katmanından en alttakinin cifir ismi “Zeğ-Zağ”dır. “Arş”ın bu en alt katında “Levh-i Mahfuz” bulunmaktadır. “Zeğ-Zağ” sözcüğünün Kur’an’daki karşılığı, “Zil-Zal” olup; anlamı, “dalgasal oluşumlar, gel-gitler, zig-zag çizen dinamizmler” demektir. Aslında, Fatiha Suresi’nin son ayeti ve Batı alfabelerinin son harfi olan “Z”, Hazreti Hızır’ın simgesidir. Hazreti Hızır, “Arş”ın “Zeğ-Zağ” katının ilmini almış ve bu sırrı Bağdadi’ye vermiştir. İrşadda, hem Abdülkadir Geylani’ye, hem de Hazreti Hızır’a bağlı olan Bağdadi, Doğulu öğrencilerine “Kadiriliği” ve “Halidiliği”, Batılı öğrencilerine ise “Hızırıliği”, yani “Zig-Zag Öğretisi”ni bırakmıştır. Aslı “Zeğ-Zağ” olarak bilinen bu öğretinin adı, Batı dillerindeki kullanım kolaylığı bakımından “Zig-Zag Öğretisi” olarak değiştirilmiştir. “Allah katından büyük bir bilimin sahibi olduğu” Kur’an’da belirtilen zaman gezmeni Hazreti Hızır’ın “Hızır Tezkiresi” aracılığıyla Bağdadi’ye dikte ettirdiği eşsiz bilgilerin (Zig-Zag Öğretisi’nin), bugünkü resmi bilimin ne kadar üstünde olduğunu ve çağdaş bilim adamlarına nasıl harika ipuçları sağladığını bu yazı dizisinde sunacağız. Örneğin, geçtiğimiz yüzyıl içersinde, tüm evreni tek başına kapsayan en genel kuram olan kuantum fiziğinin (111) tamamına yakın bulguları, Zig-Zag mensuplarınca başarılmıştır. İlerde göreceğimiz gibi, 11 boyutlu kuantum fiziği (D15), birleşik alanlar (D19), dört temel kuvvet birimleri (K57), karadelikler (K39, S22), parelel evrenler (K156, D8) ve bu konular kapsamındaki bir çok buluş, Bağdadi’nin önderliğindeki Zig-Zag mensuplarınca yapılmış ve Zig-Zag Öğretisi, bugüne kadarki sayısız buluşlarıyla çağdaş bilime öncülük etmiştir. Daha fazla teknik detay için modern fizik-matematiğin gelebileceği son noktadaki birleşik alanlar teorisini, yani Vahdaniyyet teorisini Allah'ın varlığı ile birlikte isbat eden, BİRLEŞİK ALAN TEORİSİ isimli geniş çaplı modern fizik-matematik eserimize bakabilirsiniz. Vasiyetinde, Hazreti Hızır’dan aldığı bilgileri Batı toplumuna bıraktığını bildiren Bağdadi, ölümünden önce, tezkirelerinin tamamını, ikinci kuşaktan öğrencisi olan Türk asıllı “Hekim Bey”e (bazı kaynaklara göre, “Ekim Bey”), öğretisinin Doğu Ekolü’nü sürdürmesi ve Batı Ekolü’nün kurulması amacıyla bırakmıştır. Hekim Bey, Bağdadi’nin vasiyeti gereği, Hızır Tezkiresi’nin ilk emanetçisi ve koordinatörüdür. Fakat daha önemli olan bir nokta ise, fizikte gerçekleştirilen buluşların ve devrimlerin bu bahsedilen batı ekolü tarafından birleşik bir teoriye doğru yönlendirilmesi amacıdır. Bu görüş ise, aşağıdaki tezkirelerde kabaca anlatılan tamamıyla zamanda yolculuk ve kütle transferiyle cisimlerin madde aleminden mana alemine geçişi ve bu yolla ahiret aleminin, dolayısıyla Allah'ın varlığının modern matematik ve Fizik yoluyla Zahiri olarak ispat edilmesi görüşüne dayanmaktadır.

İşte bu önemli bakış açısı ise, günümüz açısından önemli olup, İman-ı Tahkiki'nin Zahiri kutbuna bakmakta ve ispat etmektedir. HALİDİ ekolünün batı ekolüne göre, bu öğretinin son temsilcisi Hz. Mehdi olacak ve eğitimini direkt olarak o da Halid-i Bağdadi gibi Hz. Hızır'dan alarak bu birleştirme işlemini gerçekleştirerek İman-ı Tahkiki'yi isbat edecektir.. 

Hz. Mehdi'nin Zuhuru ile ilgili detaylı bilgiler içeren bazı siteler aşağıda verilmektedir, buradan inceleyebilirsiniz:

Site-1: Hz. Mehdi (Sahibuzzaman-Zamanının Sahibi)

Site-2: Hz. Mehdi'nin Ortaya Çıkış Alametleri (Zuhurussaat-Kıyamet saatinin yaklaşma habercisi)

Site-3: Hz. Mehdi ve Hz İsa'nın ortaya çıkış ve icraatlarına başlama tarihleri (Ahiruzzaman-zamanın son dönemleri)

 

Vesselam...


KONUYLA İLGİLİ İNGİLİZCE KAYNAK KİTAPLAR -RELATED TOPICS OTHER ENGLISH BOOKs- RELIGION BOOKs: Religion Books BIOGRAPHY BOOKs: Biographies & Autobiographies ART&PHOTOGRAPHY BOOKs: Art & Photography Books MEDICAL BOOKs: Medical Books ARTHITECHTURE BOOKs: AbeBooks - Architecture Books MIND&SPIRITUAL BOOKs: Body, Mind & Spirit Books HISTORY BOOKs: History Books EDUCATION BOOKs: Education Books NATURE BOOKs: Nature Books

Son Güncelleme (Pazar, 21 Ekim 2012 14:35)

 "I have always imagined that paradise will be a kind of library." Her zaman Cennet'in Kitaplardan oluşmuş bir çeşit kütüphane olduğunu hayal ettim.. - Jorge Luis Borges -

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

[GTranslate]
English French German Italian Portuguese Russian Spanish
Arama
Siteye Üye ol
RSS {Siteye Abone ol}
Facebook Sayfalarımız
İSLAMİ BİLGİLER

KUR'AN & NAMAZ VE TEMEL DİNİ BİLGİLER BÖLÜMÜ..

HANIMLAR İÇİN DİN REHBERİ & TEMEL İSLAMİ BİLGİLER KİTABIMIZ YAYINLANDI (Ücretsiz olarak buradan e-Kitap olarak online  okuyabilir & Bilgisayarınıza indirebilirsiniz) (YENİ)2012

*KİTABIMIZIN ALTERNATİF SATIN ALMA SEÇENEKLERİ:

BASILI kitap olarak LULU.com dan
e-KİTAP olarak SMASHWORDS.com dan
 
 

ESKİLERİN MASALLARI & "ESATİR-UL EVVELİN" KİTABIMIZ YAYINLANDI, MUTLAKA OKUYUN! (Ücretsiz olarak buradan e-Kitap olarak online  okuyabilir & Bilgisayarınıza indirebilirsiniz) (YENİ)2013

*KİTABIMIZIN ALTERNATİF SATIN ALMA SEÇENEKLERİ:

BASILI kitap olarak LULU.com dan
e-KİTAP olarak SMASHWORDS.com dan 
 

RUYET-UL GAYB & HABERCİ RÜYALAR

 2014 YILI ESERİDİR 

 

 
YAYINLANDI,
 

Peygamberler Tarihi